ABD ile Çin arasında geçen yıl sağlanan ticaret ateşkesi, iki ülke arasındaki ekonomik gerilimi azaltmış görünse de teknoloji ve kritik hammaddeler üzerindeki rekabet giderek sertleşiyor. Washington gelişmiş yarı iletkenlere erişimi sınırlarken, Pekin nadir toprak elementlerindeki üstünlüğünü stratejik bir koz olarak kullanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre Çin'in genişletilmiş ihracat kısıtlamalarının tamamen uygulanması, Çin dışındaki enerji, otomotiv, elektronik ve savunma sektörlerinde yıllık 6,5 trilyon dolarlık satışı riske atabilir. Uzmanlar, ticaret savaşının gümrük vergilerinden küresel üretim zincirlerinin kontrolüne kaydığına dikkat çekiyor.

ABD ile Çin arasında bir süredir devam eden ticari sakinlik, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki rekabetin sona erdiği anlamına gelmiyor. Gümrük vergilerindeki karşılıklı artışların yerini, yarı iletkenler, kritik mineraller ve ileri üretim teknolojileri üzerindeki mücadele alıyor.

İngiliz The Guardian gazetesinin analizine göre Washington ile Pekin arasında sağlanan ticaret ateşkesi, tarafların yeni bir ekonomik çatışmayı önleyecek kalıcı güvenceler oluşturmasını sağlamadı. Aksine her iki ülke de olası yeni bir gerilim dönemine karşı kendi tedarik zincirlerini güçlendirmeye ve rakibinin stratejik sektörlerdeki hareket alanını sınırlamaya çalışıyor.

ABD yönetimi Çin'in gelişmiş çiplere ve bunların üretiminde kullanılan teknolojilere erişimini kısıtlamaya odaklanırken, Çin de nadir toprak elementleri ve bunlardan üretilen mıknatıslardaki güçlü konumunu kullanıyor.

Böylece iki ülke arasındaki ekonomik mücadelede gümrük vergilerinin yanı sıra üretim kapasitesi, teknoloji transferi ve kritik hammaddelere erişim belirleyici hale geliyor.

Ticaret ateşkesi rekabeti sona erdirmedi

Washington ile Pekin arasında 2025 yılında varılan ve daha sonra uzatılan ticaret ateşkesi, karşılıklı gümrük vergisi artışlarını frenleyerek taraflara müzakere alanı açtı. Ancak anlaşmazlığın temelindeki teknoloji, sanayi politikası ve ulusal güvenlik konularında kalıcı bir çözüm sağlanamadı.

The Guardian'ın analizinde, iki ülkenin de karşılıklı bağımlılığı azaltmak yerine stratejik alanlarda üstünlük kazanmayı öncelik haline getirdiği belirtiliyor.

ABD açısından temel mesele, Çin'in gelişmiş yarı iletkenlere ve bunların üretim ekipmanlarına erişimini sınırlamak. Çin açısından ise kritik minerallerin işlenmesi ve ihracatı, Washington'ın teknoloji kısıtlamalarına karşı kullanılabilecek önemli bir araç. Bu durum, ticari ilişkilerin yalnızca fiyat ve rekabet koşulları üzerinden değil, ulusal güvenlik ve ekonomik dayanıklılık çerçevesinde değerlendirilmesine yol açıyor.

ABD'nin en güçlü kozu gelişmiş çipler

ABD, son yıllarda Çin'in ileri teknoloji alanındaki ilerlemesini sınırlandırmak amacıyla yarı iletkenler, çip üretim ekipmanları, teknoloji transferleri ve belirli yatırımlar üzerindeki kontrollerini genişletti.

Özellikle yapay zekâ sistemleri ve gelişmiş bilgisayar teknolojilerinde kullanılan yüksek performanslı çipler, Washington'ın kısıtlama politikasının merkezinde bulunuyor.

Bu yaklaşımın temelleri önceki ABD yönetimi döneminde atılmıştı. Başlangıçta askerî uygulamalar açısından hassas görülen sınırlı sayıdaki teknolojinin kontrol edilmesi hedeflenirken, zaman içinde kısıtlamaların kapsamı genişledi. Donald Trump yönetimi de Çin'in gelişmiş yarı iletkenlere ve bunların üretiminde kullanılan makinelere erişimini sınırlamaya yönelik politikalarını sürdürüyor.

Çin ise yabancı teknolojiye bağımlılığını azaltmak için yerli çip üretimini ve kendi teknoloji ekosistemini geliştirmeye çalışıyor.

Çin'in elindeki koz: Nadir toprak elementleri

Pekin yönetiminin ABD karşısındaki en önemli avantajlarından biri, nadir toprak elementlerinin çıkarılması ve özellikle işlenmesi alanındaki hâkimiyeti.

Nadir toprak elementleri, elektrikli otomobillerden rüzgâr türbinlerine, bilgisayarlardan savunma sanayisi ekipmanlarına kadar çok sayıda ürünün üretiminde kullanılıyor.

Bu elementlerden elde edilen yüksek performanslı mıknatıslar, elektrik motorları, havacılık sistemleri ve askerî teknolojiler açısından kritik öneme sahip. Çin, 2025 yılında bazı ağır nadir toprak elementleri ve mıknatıslara yönelik ihracat kontrolleri uygulamaya başlamış, daha sonra bu önlemlerin kapsamını genişletmişti.

Bazı kısıtlamaların uygulanması geçici olarak askıya alınsa da Çin'in üretim ve işleme kapasitesindeki üstünlüğü, diğer ülkeler açısından önemli bir tedarik riski oluşturmaya devam ediyor.

Reuters'ın 24 Eylül 2026 tarihli araştırması da ABD'nin yerli üretimini artırmasına rağmen nadir toprak elementlerinde Çin'e bağımlılığının uzun yıllar devam edebileceğini ortaya koydu.

ABD talebinin yalnızca yüzde 42'sini karşılayabiliyor

Reuters'ın Benchmark Mineral Intelligence verilerine dayandırdığı araştırmaya göre ABD, yaygın kullanılan iki nadir toprak elementindeki üretimini son dönemde üç kattan fazla artırmasına rağmen kendi talebinin yalnızca yüzde 42'sini karşılayabiliyor.

Projeksiyonlar, ABD'nin beş yıl sonra bile bu elementlerdeki ihtiyacının yaklaşık dörtte biri için ithalata bağımlı kalacağını gösteriyor.

Sorunun temelinde yalnızca maden üretimi bulunmuyor. Nadir toprak elementlerinin birbirinden ayrıştırılması, rafine edilmesi ve sanayide kullanılabilecek mıknatıslara dönüştürülmesi de ileri teknoloji ve yüksek yatırım gerektiriyor.

ABD'de madencilik kapasitesinin artırılması, bu nedenle Çin'e bağımlılığın kısa sürede sona ermesi anlamına gelmiyor.

Washington yönetimi MP Materials, USA Rare Earth ve Energy Fuels gibi şirketlerin projelerine destek vererek yerli tedarik zincirini güçlendirmeye çalışıyor.

Ancak sektör uzmanları, Çin'in tüm üretim zincirindeki kapasitesinin kısa vadede başka ülkeler tarafından ikame edilmesinin zor olduğunu belirtiyor.

6,5 trilyon dolarlık satış risk altında

Kritik minerallerdeki bağımlılığın ekonomik boyutu, Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) 30 Eylül 2026 tarihli değerlendirmesinde ortaya konuldu.

IEA'ya göre Çin'in 2025 yılında genişlettiği ihracat kontrollerinin tamamen uygulanması halinde, Çin dışındaki enerji, otomotiv, elektronik ve savunma sektörlerinde yıllık toplam 6,5 trilyon dolarlık satış risk altına girebilir.

Bu rakam, gerçekleşmiş bir ekonomik kaybı değil, olası tedarik kesintilerinden etkilenebilecek ekonomik faaliyetlerin büyüklüğünü ifade ediyor.

Ajansın değerlendirmesine göre belirli kritik minerallerin sevkiyatındaki sınırlamalar, miktar olarak küçük görünse bile bu hammaddelere bağımlı sanayi kollarında çok daha büyük üretim kayıplarına neden olabiliyor.

Nitekim Çin'in 2025 yılında uygulamaya koyduğu kontrollerin ardından bazı otomobil üreticileri, mıknatıs tedarikindeki sıkıntılar nedeniyle kapasite kullanımını azaltmak veya üretimi geçici olarak durdurmak zorunda kalmıştı.

The Guardian'ın aktardığı bir başka IEA değerlendirmesinde ise Çin'in ABD ve Avrupa'nın nadir toprak mıknatıslarına erişimini tamamen engellemesinin iki ekonomiye yıllık yaklaşık 1,5 trilyon dolara mal olabileceği tahmin ediliyor.

Her iki hesaplama da farklı kapsam ve varsayımlara dayanıyor. Bu nedenle rakamlar birbirine eklenebilecek gerçekleşmiş zararlar olarak değerlendirilmemeli.

Çin'e alternatif üretim yüzde 50 daha pahalı olabiliyor

ABD ve Avrupa ülkeleri, kritik minerallerde Çin'e bağımlılığı azaltmak amacıyla yeni madencilik, rafinaj ve mıknatıs üretim tesislerine yatırım yapıyor.

Ancak bu dönüşümün önündeki en önemli engellerden biri maliyet.

IEA'nın analizine göre Çin dışındaki alternatif tedarik zincirlerinde faaliyet gösteren yeni projelerin işletme maliyetleri, yerleşik üretim merkezlerine kıyasla bazı durumlarda yaklaşık yüzde 50 daha yüksek olabiliyor.

Bu fark, şirketlerin yalnızca ticari kârlılık hesaplarıyla yeni üretim tesislerine yatırım yapmasını zorlaştırıyor.

Ajans, tedarik güvenliğini artırmak için ortaya çıkan ek maliyetin bir tür ekonomik güvenlik primi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Başka bir ifadeyle ülkeler, daha ucuz ancak tek bir kaynağa bağımlı tedarik sistemi ile daha pahalı fakat kesinti riskine karşı dayanıklı bir üretim yapısı arasında tercih yapmak zorunda kalıyor.

Avrupa da alternatif tedarik peşinde

Kritik mineraller üzerindeki rekabet yalnızca ABD ile Çin'i ilgilendirmiyor.

Avrupa Birliği de özellikle elektrikli otomobil, yenilenebilir enerji ve savunma sanayisinde kullanılan hammaddelerin tedarikini çeşitlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Komisyonu, ekim ayında kritik hammaddeler alanında 46 stratejik projeye destek verileceğini duyurdu. Projeler arasında Fransa'da nadir toprak elementlerinin işlenmesine, Yunanistan'da galyum üretimine ve Finlandiya'da lityum tedarikine yönelik yatırımlar bulunuyor.

Avrupa Komisyonu yetkilileri, bu projelerle 2030 yılına kadar kritik hammaddelerde dışa bağımlılığın azaltılmasını hedefliyor. Bununla birlikte yeni tesislerin kurulması, izin süreçlerinin tamamlanması ve ekonomik ölçekte üretime geçilmesi zaman gerektiriyor.

Ticaret savaşında yeni risk: Üretim zincirlerinin kesilmesi

ABD ile Çin arasındaki rekabetin yeni aşaması, küresel ticaret açısından önemli bir değişime işaret ediyor.

Geçmişte ticaret savaşları ağırlıklı olarak gümrük vergileri, ithalat kotaları ve dış ticaret açıkları üzerinden yürütülürken, bugün kritik hammaddelere ve ileri teknolojiye erişim de ekonomik baskı aracı olarak kullanılıyor.

Bu durum, ülkelerin birbirleriyle ticaret yapmaya devam etseler bile stratejik sektörlerde karşılıklı kısıtlamalar uygulayabildiği bir yapının ortaya çıkmasına neden oluyor.

The Guardian'ın analizinde, ekonomik karşılıklı bağımlılığın geçmişte ülkeler arasında iş birliğini güçlendiren bir unsur olarak görülürken, günümüzde giderek bir güvenlik riski olarak değerlendirildiğine dikkat çekiliyor.

Özellikle çipler, nadir toprak elementleri, enerji teknolojileri ve savunma sanayisi gibi alanlarda yaşanacak tedarik kesintileri, doğrudan bu sektörlerde faaliyet göstermeyen şirketleri de etkileyebilecek potansiyele sahip.

Gözler yeni ticaret geriliminde

Washington ve Pekin arasındaki ticaret ateşkesi, karşılıklı gümrük vergisi artışlarını frenlemiş olsa da teknoloji ve kritik mineral rekabetinde kalıcı bir uzlaşma sağlanmış değil.

ABD, Çin'in gelişmiş teknolojiye erişimini sınırlamaya çalışırken Pekin de kritik hammaddelerdeki üstünlüğünü korumayı hedefliyor.

Önümüzdeki dönemde tarafların ihracat kontrollerini genişletip genişletmeyeceği, mevcut kısıtlamaların nasıl uygulanacağı ve alternatif tedarik zincirlerinin ne kadar hızlı kurulabileceği belirleyici olacak.

Küresel ekonomi açısından temel risk ise ticaret savaşının yeniden gümrük vergileriyle tırmanmasından çok, kritik üretim zincirlerinin karşılıklı ekonomik baskı aracına dönüşmesi. ABD ile Çin arasındaki geçici sakinliğin kalıcı bir uzlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği, bu alanlarda atılacak adımlara bağlı olacak.