ABD’nin tarifeleri, jeopolitik gerilimler ve pandemi sonrası tedarik güvenliği arayışı şirketleri Çin dışındaki üretim merkezlerine yöneltti. Ancak Vietnam, Hindistan ve diğer Güneydoğu Asya ülkelerine taşınan üretim, Çin’e bağımlılığı ortadan kaldırmadı. Birçok üründe son montaj başka ülkelerde yapılırken kritik parçalar, makineler ve ara malı hâlâ Çin’den geliyor. Üstelik bazı şirketler, alternatif ülkelerde karşılaştıkları üretim ve maliyet sorunları nedeniyle Çin’e geri dönmeye başladı.

Küresel şirketlerin üretim ve tedarik zincirlerini Çin dışına taşıma çabaları, beklenen ölçüde sonuç vermiyor. ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimi ve artan gümrük tarifeleri nedeniyle üretimlerini Vietnam, Hindistan ve diğer Asya ülkelerine kaydıran şirketler, bu kez de Çin’in güçlü sanayi altyapısına ve tedarikçi ağına bağımlılıkla karşı karşıya kalıyor. Böylece üretim adresi değişse de ürünlerin arkasındaki tedarik zincirinde Çin’in ağırlığı devam ediyor.

Forbes’ta yayımlanan analiz, bu dönüşümün en belirgin örneklerinden birinin Vietnam olduğunu ortaya koyuyor. Çin’deki üretimlerini Vietnam’a taşıyan bazı şirketlerin ürünleri artık bu ülkede monte ediliyor ancak fermuar, kumaş, elektronik parça ve diğer temel girdiler Çin’den tedarik edilmeye devam ediyor. Bu durumda şirketler Çin’den tamamen ayrılmak yerine tedarik zincirlerine yeni bir üretim ve lojistik halkası eklemiş oluyor.

Forbes’un Çin gümrük verileri ve ABD-Çin Ekonomik ve Güvenlik İnceleme Komisyonu tarafından derlenen rakamlara dayandırdığı analizine göre, Çin’in ABD’ye ihracatı 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 16 gerilerken, Güneydoğu Asya ülkelerine ihracatı yüzde 20 arttı. İlk bakışta Çin’den üretim çıkışını gösteren bu değişim, diğer taraftan Çin’den Güneydoğu Asya’daki fabrikalara yapılan ara malı ve parça sevkiyatlarının büyüdüğüne işaret ediyor.

Çin’in üretim ekosistemini kopyalamak kolay değil

Şirketlerin Çin’den ayrılmakta zorlanmasının temel nedenlerinden biri, ülkenin yalnızca düşük maliyetli iş gücüne dayanan bir üretim merkezi olmaması. Çin, onlarca yılda hammadde işleme, parça üretimi, kalıp ve makine imalatı, mühendislik ve lojistik hizmetlerini aynı sanayi ekosisteminde bir araya getirdi.

Forbes analizinde, Shenzhen ve çevresindeki üretim ağının bu açıdan önemli bir avantaj sağladığına dikkat çekiliyor. Bir ürünün prototipinin hazırlanmasından gerekli parçaların teminine kadar birçok aşamanın kısa sürede tamamlanabilmesi, alternatif üretim merkezlerinin henüz aynı ölçekte sunamadığı bir kapasite yaratıyor.

Bu nedenle yalnızca işçilik maliyetlerine bakılarak alınan üretim taşıma kararları, toplam maliyet hesabında beklenen tasarrufu sağlamayabiliyor. Daha düşük ücretler; düşük verimlilik, kalite sorunları, daha uzun teslimat süreleri ve lojistik giderleriyle dengelenebiliyor. Üstelik şirketler Çin’deki tedarikçilerini tamamen bırakamadığında, hem Çin’de hem de yeni üretim merkezinde stok tutmak zorunda kalıyor.

Bazı şirketler üretimi yeniden Çin’e taşıyor

Çin’den ayrılma stratejisinin karşılaştığı güçlükler, bazı şirketleri üretim ve siparişlerini yeniden bu ülkeye yönlendirmeye başladı. Reuters’ın 14 Eylül 2026 tarihli haberinde, Hindistan ve Vietnam gibi alternatif üretim merkezlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle Çinli tedarikçilere geri dönen şirketlere yer verildi.

Habere göre, Hindistan’a yönelen ABD’li bir tarım makineleri şirketi, üretimde yaşadığı sorunların ardından Çin’deki Dawang Metals şirketine yeniden sipariş verdi. ABD’li perakende şirketi Target’ın da tedarik zincirinde yaşanan aksamalar ve üretim kısıtları nedeniyle bazı siparişlerini Çinli tedarikçilere geri taşıdığı aktarıldı.

Çinli dış mekân mobilyası ihracatçısı Jin Chaofeng ise 2024 yılında Vietnam’ın Ho Chi Minh kentinde açtığı atölyeyi kapatarak üretimini yeniden Çin’e taşıdı. Şirket, Vietnam’da ihtiyaç duyduğu ekipmanları bulmakta zorlandığını, vida ve bardak tutucu kalıpları gibi temel parçaları dahi Çin’den getirmek zorunda kaldığını belirtti. Tüm maliyetler hesaplandığında Vietnam’daki üretimin Çin’e kıyasla anlamlı bir avantaj sağlamadığı ifade edildi.

Reuters’ın haberinde, Çin’deki üretim ekosisteminin yalnızca tedarikçi sayısı bakımından değil, uzmanlaşmış iş gücü ve elektrik arzının sürekliliği gibi konularda da alternatif ülkelere göre avantaj sağladığına dikkat çekildi.

'Çin artı bir' stratejisi, Çin’siz üretim anlamına gelmiyor

Şirketlerin tek bir ülkeye bağımlılığı azaltmak için benimsediği “China plus one” stratejisi, üretimin bir bölümünü Çin’de tutarken başka bir ülkede ikinci bir üretim merkezi oluşturmayı öngörüyor. Bu yaklaşım, tedarik zincirinin tek bir ülkede yoğunlaşmasından kaynaklanan riskleri azaltmayı amaçlıyor.

Ancak uygulamada bu strateji, Çin’in üretimdeki rolünü ortadan kaldırmaktan çok, üretim ağını genişletiyor. Vietnam, Hindistan, Tayland ve Endonezya gibi ülkeler yeni yatırımlar ve montaj faaliyetleri kazanırken, birçok sektörde makine, elektronik bileşen ve ara malı tedarikinde Çin’e bağımlılık devam ediyor.

Bu tablo, küresel üretimde coğrafi çeşitlenmenin gerçek anlamda tedarik bağımsızlığı sağlamadığını gösteriyor. Şirketler üretimlerini farklı ülkelere yayarak jeopolitik ve ticari riskleri azaltmaya çalışırken, Çin’in yıllar içinde oluşturduğu sanayi altyapısını kısa sürede başka bir ülkede kurmanın kolay olmadığı ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla küresel tedarik zincirlerinde yaşanan değişim, Çin’in üretimdeki ağırlığının ortadan kalkmasından çok, bu ağırlığın farklı ülkeler üzerinden yeniden şekillenmesi olarak öne çıkıyor.