ABD Merkez Bankası (Fed), 15-16 Eylül'deki toplantısının ardından federal fon faizinin hedef aralığını 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4 düzeyine yükseltti. Açık Piyasa Komitesi kararı muhalif oy olmadan, 12-0 ile aldı. Açıklamada artışın, enflasyonun yüzde 2 hedefine daha zamanında dönmesini desteklemek amacıyla yapıldığı belirtildi.

Komite ekonomik tabloyu olumlu çizdi: faaliyet sağlam bir hızla genişliyor, iç harcamalar dirençli, verimlilik artışı güçlü ve sermaye yatırımları canlı. İstihdam artışının iş gücüyle aynı hızda gittiği, işsizlik oranının ise pek değişmediği vurgulandı. Buna karşın enflasyonun yüksek kaldığı ve jeopolitik gelişmeler nedeniyle belirsizliğin sürdüğü not edildi.

Aynı gün yayımlanan ekonomik projeksiyonlarda üyelerin medyan beklentisi, 2026 sonu için federal fon faizinde yüzde 4,1'e çıktı; haziranda bu oran yüzde 3,8'di. 2026 için kişisel tüketim harcamaları (PCE) enflasyonu tahmini yüzde 3,6'dan 3,7'ye, çekirdek PCE tahmini 3,3'ten 3,4'e yükseltildi. Büyüme tahmini yüzde 2,2'den 2,3'e çıkarılırken işsizlik beklentisi yüzde 4,3'ten 4,1'e indirildi. Medyan faiz patikası 2027'de yüzde 4,1, 2028'de 3,9 ve uzun vadede 3,2 düzeyini gösteriyor.

Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

Fed'in sıkılaştırmayı sürdürmesi, dolar cinsinden borçlanan gelişmekte olan ülkeler için dış finansman maliyetini yukarıda tutan bir unsur. Türkiye'de hem Hazine'nin hem de özel sektörün yurt dışı borç çevirmesinde küresel faiz ortamı belirleyici olduğundan, ABD faizlerindeki yükseliş eğilimi risk primleri ve sermaye akımları üzerinden takip edilecek.

Vatandaşa nasıl yansıyor?

Doğrudan etki sınırlı olsa da dolar kurundaki dalgalanmalar ithal ürün ve akaryakıt fiyatları yoluyla hanelere yansıyabiliyor. Küresel faizlerin yüksek kalması, yurt içinde kredi maliyetlerinin hızlı gevşemesini zorlaştıran dış koşullardan biri.

Yatırımcı açısından ne ifade ediyor?

Projeksiyonlardaki yukarı revizyon, gelişmekte olan piyasa varlıklarına yönelik küresel iştahın faiz farkına daha duyarlı hale gelmesi anlamına geliyor. ABD tahvil getirilerindeki hareket, yerel tahvil ve hisse piyasalarındaki yabancı akımını etkileyen başlıca değişkenlerden biri olmayı sürdürecek.