Bir süredir Ekonomi Servisi’nde sanayide özellikle de ihracat cephesindeki sıkıntıları gündeme taşımaya çalışıyoruz. Türkiye’de ihracatçıyı daha rekabetçi hale getirebilecek adımlar ne kadar kritikse yurt dışındaki gelişmeler de bir o kadar kritik.

Çin Merkez Bankası bu hafta küçük görünen ama sonuçları büyük olabilecek bir adım attı ve bankaların döviz cinsinden tutmak zorunda olduğu karşılık oranını 15 Kasım'dan itibaren yüzde 4'ten yüzde 6'ya çıkaracağını açıkladı. Bu ilk bakışta teknik bir ayar gibi duruyor. Aslında Pekin dünyaya şunu söylüyor: "Yuanın yükselmesine izin veririz ama hızına biz karar veririz."

Bu adımın neden şimdi geldiğini anlamak için tek bir rakama bakmak yeterli. Çin'in mal ticareti fazlası yılın ilk dokuz ayında 938,1 milyar dolara ulaştı. Bir yıl önce aynı dönemde bu rakam 726,2 milyar dolardı. Yıl sonunda geçen yılın 1,2 trilyon dolarlık rekorunun da aşılması bekleniyor.

Bu kadar büyük fazla, ülkeye sürekli dolar girmesi demek. İhracatçılar dolarlarını yuana çevirdikçe yuan değer kazanıyor. Yuan değer kazandıkça daha fazla ihracatçı "geç kalmayayım" diye çevirmeye koşuyor. Yuan, dolar karşısında bu yıl yaklaşık yüzde 5, euro karşısında ise yüzde 9 civarında değer kazandı.

Kendi kendini besleyen döngü

Pekin'in kırmak istediği tam olarak bu döngü. Goldman Sachs'ın hesabına göre Çin'deki döviz mevduatı eylül sonunda yaklaşık 998 milyar dolar. Sadece mal ticaretinden her ay ortalama 66 milyar dolar net giriş oluyor. Karşılık oranındaki 2 puanlık artış yaklaşık 20 milyar doları bağlıyor. Bu, tek başına yaklaşık bir haftalık ticaret girişi demek.

Yani bu önlem nehri durduran bir baraj değil, akışı yavaşlatan bir set. Commerzbank analistleri de aynı yorumu yapıyor: Adım, yükselişi tersine çevirmekten çok hızını kesmeye yönelik. Pekin aynı yöntemi 2021'de de denemişti.

Pekin iki ateş arasında

Çin'in asıl sıkışmışlığı burada başlıyor. Avrupalı liderler ve IMF yetkilileri yuanın hala düşük değerli olduğunu ve Çinli ihracatçılara haksız avantaj sağladığını söylüyor. Pekin ise hızlı bir değer kazanmanın zaten ince olan ihracatçı kar marjlarını ezeceğinden, istihdamı tehdit edeceğinden endişe ediyor. Üstelik iç talep zayıfken büyümenin güvenilir tek motoru ihracat.

Gavekal'dan Christopher Beddor'un tespiti durumu iyi özetliyor: Hızlı bir yuan yükselişi ihracatı ve büyümeyi anında vurur, Çinli politika yapıcılar da böyle bir kumara girmeyecek kadar temkinli.

Dışarıdan bakınca bu kararın anlamı açık. Çin, ticaret fazlasını eritecek kur ayarlamasının önünü kesiyor. Dünyaya akan ucuz Çin malı dalgası, kur kanalıyla kendiliğinden yavaşlamayacak.

Türkiye bu tablonun neresinde

Bu soru bizim için akademik değil. Türkiye geçen yıl Çin'e 3,3 milyar dolarlık ihracat yaptı, Çin'den 49,6 milyar dolarlık ithalat yaptı. Aradaki açık 46,3 milyar dolar. Kabaca söylersek, Çin'e sattığımız her 1 dolara karşılık oradan 15 dolarlık mal alıyoruz.

Elbette iyi haberler de var. Türkiye'nin Çin'e ihracatı bu yılın ilk dokuz ayında yüzde 41 artarak yaklaşık 3 milyar dolara çıktı. Ege İhracatçı Birlikleri şu anda Şanghay'daki Çin Uluslararası İthalat Fuarı'nda milli katılımı organize ediyor ve orta vadede 10 milyar dolarlık hedeften söz ediyor. Ancak tablonun içine bakınca, bu ihracatın 1,6 milyar dolardan fazlasının madencilikten geldiğini görüyoruz. Yani Çin'e büyük ölçüde ham madde satıyor, karşılığında işlenmiş ürün alıyoruz.

Pekin'in kur frenini üç açıdan Türkiye'nin hesabına yazmak gerekiyor.

Birincisi, rekabet baskısı sürecek. Yuanın hızla değer kazanması, Türk sanayicisinin Çin malı karşısında nefes alması anlamına gelirdi. Pekin bu nefesi kısıyor.

İkincisi, Avrupa pazarı daha çetin hale geliyor. Çin'in ABD pazarındaki ağırlığı azalırken Afrika, Orta Doğu ve Avrupa'nın Çin ihracatındaki payı artıyor. Bunlar aynı zamanda Türk ihracatçının ana sahaları. Yuanın euro karşısında yüzde 9 değer kazanmış olması Avrupa'da Çin mallarını biraz pahalılaştırdı. Ama Pekin'in bu süreci frenlemesi, bu kısmi avantajın da sınırlı kalacağını gösteriyor.

Üçüncüsü, korumacılık araçlarımız da sınanıyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün bir paneli temmuz ayında Türkiye'nin Çin'den gelen araçlara uyguladığı yüzde 40'lık ek tarifeyi kurallara aykırı buldu. Yani sınırda duvar örmek de eskisi kadar kolay değil.

Kur değil verimlilik önemli

Çin'in kur politikasını değiştiremeyiz. Değiştirebileceğimiz şey, o rekabete hangi ürünle girdiğimiz. Çin'e mermer ve maden satıp elektronik, makine ve otomotiv parçası almaya devam ettiğimiz sürece 46 milyar dolarlık açık kapanmaz.

Pekin'in bu haftaki hamlesi bize net bir mesaj veriyor: Dünyanın en büyük ihracatçısı, kur yoluyla kendi rekabet gücünü feda etmeye niyetli değil. Bizim de rekabeti kur yoluyla kazanma lüksümüz yok. Kalıcı çıkış yolu verimlilik, teknoloji ve katma değer.