Sefer LEVENT / EKONOMİ NOTLARI

Bir ülkenin sanayideki gücünü yalnızca kurulan organize sanayi bölgeleriyle (OSB) ya da fabrikalarının büyüklüğüyle ölçemezsiniz. O OSB’lerdeki fabrikaların ne kadar ürettiğine, ürettiklerini hangi pazarlara sattığına ve rekabet karşısında konumlarını koruyup koruyamadıklarına da bakmanız gerekir.

Önceki gün ekonomiservisi.com.tr ‘de yayımlanan dikkat çekici bir haber, Türkiye’nin güçlü olduğu beyaz eşya sektöründeki uyarı işaretlerini ortaya koyuyordu: Üretim azalıyor. İhracat geriliyor. İthalat artıyor.

Üç gösterge aynı anda bu yönde hareket ediyorsa, açıklanan verileri sıradan bir sektör istatistiği olarak geçemeyiz.

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği’nin (TÜRKBESD) altı ana ürün grubuna ilişkin verilerine göre yılın ilk dokuz ayında üretim geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 azalarak 19,8 milyon adede geriledi. İhracat yüzde 17 düşüşle 12,6 milyon adet oldu. İç satışlardaki gerileme ise yüzde 2 düzeyinde kaldı.

Aynı dönemde ithalat yüzde 17 artarak 868 bin 335 adede yükseldi.

Eylül fotoğrafı daha da dikkat çekici. İç satışlar yüzde 16, üretim yüzde 1 artarken ihracat yüzde 13 geriledi. İthalattaki artış ise yüzde 73’e ulaştı.

PAZAR MI DARALIYOR, PAY MI AZALIYOR

Önce rakamları doğru yere koyalım.

Dokuz ayda 12,6 milyon adet ihracat yapan sektörün ithalatı 868 bin adet. İhracattaki yüzde 17 düşüş ile ithalattaki yüzde 17 artış, adet olarak birbirine eşit değil. İhracattaki kayıp yaklaşık 2,6 milyon adet, ithalattaki artış ise 126 bin adet civarında. Aradaki fark yirmi kattan fazla. Bu verilerden hareketle “ithalat piyasayı ele geçirdi” diyemeyiz.

Eylüldeki yüzde 73 artışı değerlendirirken de geçen yılın karşılaştırma tabanına, ürün dağılımına ve ithalatın hangi ülkelerden geldiğine bakmak gerekiyor.

Ama bütün bunlar, hareketin yönünü önemsizleştirmiyor.

Türkiye’deki üretim daralırken ithal ürün girişinin hızlanması, açıklanması gereken bir gelişme.

İhracatta da temel soru şu: Müşteriler daha az beyaz eşya aldığı için mi daha az satıyoruz, yoksa alışverişlerini başka üreticilerden yapmaya başladıkları için mi?

İlki talep sorunudur. İkincisi ise rekabet gücü sorunudur. İkisi aynı anda da yaşanabilir. Ancak uygulanacak politikanın doğru olması için ağırlığın nerede olduğunu bilmemiz gerekir.

TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül, Çin’in düşük maliyet avantajıyla Avrupa pazarındaki ağırlığını artırmasının Türk üreticiler üzerindeki baskısına dikkat çekiyor. Yükselen girdi maliyetleri ve finansman zorluklarını da vurguluyor.

Bu değerlendirme önemli. Avrupa’daki talebin seyriyle Türkiye’nin ve rakiplerinin pazar paylarını birlikte incelemek, sorunun kaynağını daha açık gösterecektir.

Bu baskının bir şirketin bilançosuna nasıl yansıdığını, kutuda yer verdiğimiz Vestel Beyaz Eşya örneğinde görmek mümkün.

ÇELİĞİ KORURKEN MAKİNEYİ ZORLAMAK

Sektörün dikkat çektiği başlıklardan biri de yassı çelik.

TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, yassı çelikteki anti-damping vergilerinin üretim maliyetlerini artırdığını ve ihracatta rekabet gücünü olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Burada sanayi politikasının zor sorularından biri karşımıza çıkıyor.

Bir üreticinin korunması için alınan önlem, o ürünü hammadde olarak kullanan diğer üreticinin maliyetini yükseltebiliyor.

Çelik üreticisinin de beyaz eşya üreticisinin de yatırımını, istihdamını ve rekabet koşullarını gözetmek gerekiyor. Hangi önlemin toplam üretime, ihracata ve istihdama nasıl yansıdığını hesaplamadan sağlıklı bir denge kurulamaz.

Sanayinin bir halkasını güçlendirirken diğer halkasının rekabet gücünü zayıflatıp zayıflatmadığımızı ölçmeliyiz.

Üstelik mesele yalnızca çelik de değil. Finansmana hangi maliyetle erişildiği, enerji giderleri, verimlilik ve ürünün hangi fiyatla satılabildiği aynı hesabın parçaları. Kur da bu hesabın dışında değil: Kurdaki değer kaybı enflasyonun gerisinde kaldığında, ihracatçının maliyetleri döviz cinsinden yükselirken fiyatlama esnekliği daralıyor.

Fabrikanın kapısından çıkan ürün, dünya pazarında bütün bu maliyetlerin toplamıyla yarışıyor.

TAKSİT ARTARSA SORUN ÇÖZÜLÜR MÜ?

Sektör, iç pazarı üretim gücünü koruyacak bir dayanak olarak görüyor. Kredi kartı taksitlerinin artırılmasını, faiz ve komisyonların düşürülmesini istiyor.

Vatandaşın ihtiyacı da ortada. Buzdolabı bozulan bir aile, ekonomik koşullar düzelene kadar alışverişini erteleyemeyebilir. Taksit, böyle bir ihtiyacın karşılanmasını kolaylaştırabilir.

Ancak daha uzun ödeme süresi, tek başına daha uygun fiyat anlamına gelmez. Aylık taksitle birlikte toplam geri ödeme tutarına da bakmak gerekir.

Vatandaşın beyaz eşyaya erişimini kolaylaştırmakla borcunu büyütmek arasındaki çizgiyi gözetmeliyiz.

İç talebin desteklenmesi üreticiye nefes aldırabilir. Fakat dış pazarlarda kaybedilen rekabet gücünün kalıcı karşılığı, yalnızca içeride daha fazla taksit olamaz.

Aynı şekilde ithalatı azaltmaya yönelik her adımı da tüketici fiyatlarına, ürün çeşitliliğine ve rekabete etkisiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye’nin ihtiyacı, vatandaşın alım gücü ile üreticinin rekabet gücünü birlikte artıracak bir yaklaşım.

Beyaz eşyadan gelen alarmı ciddiye almak için fabrikaların susmasını bekleyemeyiz.

Asıl başarı, o fabrikaların dünyaya rekabetçi fiyatlarla ürün satabilmesi ve vatandaşın da üretilen ürünü satın alabilmesidir.

Bilgi

BİR BİLANÇODA SEKTÖRÜN HALİ: VESTEL BEYAZ EŞYA

Manisa’daki Vestel City’de, 641 bin metrekare kapalı alana yayılan altı fabrikasıyla Vestel Beyaz Eşya, Türkiye’nin ilk üç, Avrupa’nın en büyük beş beyaz eşya üreticisi arasında yer alıyor. Şirket, Türkiye’nin beyaz eşya ihracatının yaklaşık yüzde 40’ını tek başına gerçekleştiriyor.

Grubun dış ticaret şirketi Vestel Ticaret, 2024’te 2,2 milyar dolarlık ihracatla Manisa’nın ihracat şampiyonu oldu. Bu rakam, kentin 7,6 milyar dolarlık toplam ihracatının yaklaşık yüzde 29’una denk geliyor. Kısacası Vestel Beyaz Eşya’da yaşananlar, hem Manisa’nın hem de sektörün ihracat performansını doğrudan etkiliyor.

Satışlarının yüzde 65’i ihracattan gelen şirketin Ocak–Eylül 2026 raporu, bilançodaki bozulmayı ortaya koyuyor. Dokuz aylık satışlar geçen yılın aynı dönemindeki 74,4 milyar TL’den 40,8 milyar TL’ye indi. Düşüş yüzde 45. Esas faaliyet zararı 3,2 milyar TL’den 5,1 milyar TL’ye çıktı, FAVÖK ise 3,4 milyar TL’den 963 milyon TL’ye geriledi.

Net borç 2025 sonundaki 25,1 milyar TL’den 39,6 milyar TL’ye yükseldi. Şirket Haziran’da bankalara Finansal Yeniden Yapılandırma başvurusu yaptı. Teklif edilen formül, borçların iki yıl ödemesiz, 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması; müzakereler sürüyor. Bu arada kısa vadeli finansman yüzde 47 faizle sağlanıyor.

Şirketin 2024 faaliyet raporunda 9.628 olarak verilen çalışan sayısı, 2025 sonunda 6.698’e, Eylül sonunda ise 5.510’a indi.

Üçüncü çeyrekte FAVÖK üç çeyrek aradan sonra yeniden pozitife döndü. Vestel CEO’su Gökhan Sığın, kurdaki değer kaybının enflasyonun gerisinde kalmasının ihracatta rekabet gücünü baskıladığını söylüyor ve borç yapılandırmasının tek başına çözüm olmadığını vurguluyor. Büyük şirketlerden gelen öncü sinyalleri iyi algılamak daha büyük sıkıntıları engellemek için büyük bir fırsat olabilir. Yeter ki dikkate alalım!