Sefer LEVENT / EKONOMİ NOTLARI
Bir dertten daha kurtulduk. Haftalardır devam eden Amerikan seçimleri ne olacak sorusunun cevabını artık biliyoruz. Amerikalı seçmen tercihini Trump aleyhine kullandı şimdi dünyanın geri kalanı kendi hesabını yapıyor.
Çünkü ABD’de sandıktan çıkan sonuçlar, yalnızca Washington’da kimin hangi koltuğa oturacağını belirlemiyor. İstanbul’daki sanayicinin kredi maliyetinden Frankfurt’taki fabrikanın siparişine, Çinli üreticinin yatırımından vatandaşın birikimine kadar uzanan bir etki yaratabiliyor.
3 Kasım ara seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo net: Trump’ın hareket alanı daraldı. Ben bu satırları yazarken tüm haber kaynakları Demokratların Senato çoğunluğunu kazandığını bildiriyordu.
Peki bu sonuç dünya ekonomisine rahat bir nefes aldırır mı?
İLK TEPKİ, SON KARAR DEĞİL
Reuters’ın 4 Kasım sabahındaki haberlerinde ABD hisse vadeli işlemlerinde gerileme, Amerikan tahvillerine yöneliş ve dolarda zayıflama görülüyor. Bunlar ABD borsalarının seçim sonrası kapanışını değil, sonuçlar gelirken oluşan ilk fiyatlamaları anlatıyor.
Bu ayrım önemli.
Borsadaki ilk düşüşü “Sonuç ekonomi için kötü”, dolardaki gerilemeyi “Dünya rahatladı” diye okuyabiliriz. Ama yatırımcı yalnızca kazananın adına bakmıyor. Sonucun beklentisinden ne kadar farklı olduğunu, elindeki pozisyonu ve şirketlerin önündeki koşulları birlikte değerlendiriyor.
FREN Mİ, TIKANMA MI?
Konuyla ilgili tüm okumalarımdan sonra şu soru ile yeni bir pencere açsam sanırım yanlış olmaz.
Washington’daki yeni güç dengesi ekonomik kararları daha öngörülebilir mi yapacak, yoksa her bütçeyi bir siyasi bilek güreşine mi çevirecek?
Bunlar farklı sonuçlar doğurur.
Yeni vergi indirimleri ve harcama paketlerinin zorlaşması, ilave bütçe açığı baskısını sınırlayabilir. Bu da diğer koşullar değişmezse uzun vadeli faizler üzerindeki baskıyı hafifletebilir.
Ancak aynı siyasi denge, bütçe uzlaşmalarının gecikmesine ve kamu hizmetlerinin finansmanı etrafında krizlere dönüşürse yatırımcı bu kez belirsizliğin bedelini talep eder.
Harcamaların sınırlanmasıyla devletin karar alamaz hale gelmesi aynı şey değil.
Üstelik bugün verilen oylar, mevcut ekonomik kararları bir gecede ortadan kaldırmıyor. Trump’ın veto gücü sürüyor. Ticaret ve dış politika alanlarında da etkisi devam ediyor.
Dolayısıyla sandıktan çıkan frenin nerede tutacağını görmek gerekiyor.
TİCARET SAVAŞLARI BİTTİ Mİ?
Dünya ekonomisi açısından belki de en erken yanlış yorum bu olur.
Kongre’de çoğunluğun değişmesi, gümrük duvarlarının kendiliğinden inmesi anlamına gelmiyor. Reuters’ın seçim öncesi incelemesi de tarife değişikliklerinin başkanın vetosu engeliyle karşılaşabileceğine dikkat çekiyordu.
Benim gördüğüm risk şu:
İçeride yasa çıkarmakta zorlanan bir başkan, siyasi ağırlığını daha rahat hareket edebildiği alanlara taşıyabilir. Böyle bir tercih, dış ticarette yumuşama yerine yeni gerilimler üretebilir. Bu bir kesinlik değil, izlenmesi gereken senaryo.
Avrupalı ihracatçı da Çinli üretici de yatırım hesabını yalnızca seçim sonucuna göre değiştirmeyecektir. Önce hangi ürünün, hangi ülkenin, hangi kuralla karşılaşacağını görmek isteyecektir.
UCUZ PARA, ZAYIF SİPARİŞ
Küresel ekonomi açısından bir başka çelişki de burada.
ABD’de büyüme beklentileri zayıflarsa Amerikan tüketicisine mal satan ülkelerin siparişleri baskılanabilir. Etki, üreticiden onun tedarikçisine yayılabilir.
Aynı süreç küresel faizlerde gerileme ve doların zayıflamasıyla birleşirse dış borcu bulunan ekonomilerin finansman koşulları rahatlayabilir.
Yani bir şirket daha uygun maliyetle borçlanırken daha az sipariş alabilir. Yani finansmanın ucuzlaması, fabrikanın daha çok çalışacağı anlamına gelmez.
ASIL HESAP YILLAR SONRA ÇIKACAK
Uzun vadede ise mesele hangi partinin kazandığını aşacak.
Bir fabrikanın ömrü bir seçim döneminden uzun. Enerji santrali, liman veya yarı iletken tesisi kuran yatırımcı parasını yıllar içinde geri almayı planlıyor.
Bu yatırımcı için temel soru şu:
Bugün verilen teşvik, yarın da sürecek mi? Bugün açık olan pazar, iki yıl sonra da açık kalacak mı?
Kuralların sık değişeceği düşüncesi güçlenirse şirketler yatırımlarını erteleyebilir, farklı ülkelere dağıtabilir veya daha yüksek getiri isteyebilir. Bunun bedeli üretim maliyetlerine ve sonunda tüketiciye ulaşabilir.
Yeni siyasi denge uzlaşma üretirse bu belirsizlik azalabilir. Kalıcı çatışma üretirse sandık geride kalsa bile yatırımcı beklemeye devam eder.
Amerikan seçmeni Washington’a fren koydu. Tünelin ucunda yeni bir ışık görünüyor. Bu ışık aydınlığa çıkan yol mu yoksa tren üstümüze mi geliyor, bekleyip göreceğiz.
TÜRKİYE’YE ETKİSİ: DOLAR, PETROL, SİPARİŞ
Türkiye açısından sonucu üç ayrı kanaldan okumak gerekiyor.
Finansman: ABD tahvil faizlerinin kalıcı gerilemesi dış borçlanma koşullarına yardımcı olabilir. Ancak Türkiye’nin ödeyeceği faizi kendi risk primi de belirler. Küresel rahatlama, içeride güvenin yerini tutmaz.
Enerji: Petrol fiyatlarında olası gerileme ithalat faturasını ve üretim maliyetlerini hafifletebilir. Buna karşılık jeopolitik gerilim fiyatları yukarı taşıyabilir. Akaryakıta yansımayı ise petrolün yanında döviz kuru ve vergiler belirler.
İhracat: ABD talebindeki zayıflama doğrudan satışları etkileyebilir. Avrupa’nın siparişleri üzerinden dolaylı etki de doğabilir. Tedarik zincirlerindeki değişim Türkiye’ye fırsat yaratabilir, fakat bunu otomatik kazanç sayamayız. Fiyat, verimlilik ve teslimat gücü belirleyici olacak.





