İzmir için yeni bir hikâye yazma zamanı

Sefer LEVENT / EKONOMİ NOTLARI

Bir şehrin geleceğini değiştirmek için iyi projeler yeterli mi?

Bence değil. O projeleri hayata geçirecek irade, kurumları aynı masada buluşturacak liderlik ve en önemlisi ortak hedeflere ihtiyaç var.

İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener’in dün yeni dönem projelerini anlattığı toplantıdan çıkarken aklımda kalan en önemli mesaj buydu.

Özgener’i uzun yıllardır tanırım. İş dünyasından spora, eğitimden kent ekonomisine kadar farklı alanlarda üstlendiği görevlerde dikkatimi çeken özelliklerinden biri, insanları ve kurumları ortak hedefler etrafında buluşturabilmesi oldu.

İzmir gibi ekonomik potansiyeli büyük, ancak çözüm bekleyen meseleleri de bir o kadar fazla olan bir şehirde bu özellik oldukça önemli.

Yeni dönem için belirlenen slogan da aslında her şeyi anlatıyor:

ORTAK AKIL, ORTAK İRADE.

Bu yaklaşımın en önemli tarafı, İzmir Ticaret Odası’nın kendi imkânlarıyla gerçekleştirebileceği projelerle, ancak belediyelerin, merkezi yönetimin, diğer odaların ve üniversitelerin katılımıyla hayata geçirilebilecek büyük yatırımların birbirinden ayrılması.

Çünkü bazı projeler için para ve organizasyon yeterli. Bazıları içinse bütün bir şehrin aynı hedefe inanması gerekiyor.

ÇANDIRLI’YA YENİ BİR ROL

Toplantıda dikkatimi çeken en önemli projelerden biri Çandarlı Limanı oldu.

Çandarlı, İzmir’in yıllardır konuştuğu ancak bir türlü istenilen noktaya taşıyamadığı yatırımlardan biri.

Başlangıçta dünyanın en büyük 10 limanından biri olması hedeflenmişti. Ancak aradan geçen yıllarda dünya ticareti değişti, yeni limanlar devreye girdi.

Özgener de artık eski hedefte ısrar etmek yerine Çandarlı’ya yeni bir işlev kazandırılması gerektiğini düşünüyor.

Burada iki önemli fırsat görüyorum.

Birincisi, büyük gemilerin yüklerini bıraktığı, daha küçük gemilerin bu yükleri bölgedeki diğer limanlara dağıttığı bir aktarma merkezi modeli.

Dünyada bunun başarılı örnekleri var. Singapur, büyük gemilerle bölgesel dağıtım hatlarını buluşturan küresel aktarma merkezlerinden biri.

İzmir’in coğrafi konumu da böyle bir modelin ekonomik fizibilitesinin araştırılmasını anlamlı kılıyor.

Ancak asıl dikkat çekici öneri, Çandarlı’nın sadece yük elleçleyen bir liman değil, deniz üstü rüzgâr enerjisi ekipmanlarının üretildiği bir sanayi üssü haline getirilmesi.

RÜZGARIN BAŞKENTİNDEN DENİZLERE

İzmir, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi alanındaki en önemli üretim merkezlerinden biri.

Türbin kanatlarından kulelere kadar pek çok ekipman kentte üretiliyor.

Şimdi bu birikimin deniz üstü rüzgâr santrallerine taşınması gündemde.

Özgener’in dikkat çektiği gibi Türkiye’nin 2035 yılı için 5 gigavatlık deniz üstü rüzgâr enerjisi hedefi bulunuyor.

Deniz üstü türbinlerinin parçaları öylesine büyük ki karayoluyla taşınmaları ciddi lojistik sorunlar yaratıyor. Dolayısıyla üretim tesislerinin limanla bütünleşmesi büyük avantaj sağlıyor.

Danimarka’nın Esbjerg Limanı bunun dünyadaki başarılı örneklerinden biri. Liman, deniz üstü rüzgâr santrallerinin ekipmanlarının hazırlanması ve sevkiyatında Avrupa’nın önemli merkezlerinden biri haline gelmiş durumda.

Özgener’in önerdiği model de buna benziyor.

6,35 milyon metrekarelik Çandarlı Liman sahasının, limanı olan bir organize sanayi bölgesi olarak değerlendirilmesi.

Üstelik Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacağı bir dönemde böyle bir projenin gündeme gelmesi ayrıca anlamlı.

Çünkü yeşil dönüşüm yalnızca temiz enerji üretmek değil, o enerjinin teknolojisini ve ekipmanlarını da üretebilmek demek.

KEMALPAŞA İLE BİRLEŞİRSE…

Çandarlı’nın potansiyelini artırabilecek ikinci önemli proje ise Kemalpaşa Lojistik Merkezi.

İzmir Ticaret Odası, Valilik, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve Ege İhracatçı Birlikleri’nin de içinde bulunduğu çalışmalarla ilerleyen projede ilk etap 1,3 milyon metrekare, ikinci etap ise 1,7 milyon metrekare büyüklüğünde.

Ama mesele yalnızca büyük bir lojistik alan kurmak değil.

Kemalpaşa’nın demiryoluyla limanlara bağlanması, Manisa’dan Denizli’ye kadar geniş bir üretim coğrafyasının dış ticaret maliyetlerini azaltabilir.

Düşünsenize…

Bir tarafta üretim tesisleri, diğer tarafta demiryolu bağlantılarıyla çalışan lojistik merkez, onun devamında Çandarlı ve Aliağa limanları.

İzmir’in limanlarını tek tek yatırımlar olmaktan çıkarıp bütünleşik bir lojistik sisteme dönüştürmek mümkün olabilir.

Elbette bunun için demiryolu bağlantılarından yatırım finansmanına kadar çözülmesi gereken önemli başlıklar var.

SANAYİYİ TAŞIMAK YERİNE DÖNÜŞTÜRMEK

Özgener’in dikkat çektiği bir başka yaklaşımı da önemli buluyorum.

İzmir büyüdükçe bir zamanlar kentin dışında kalan sanayi ve ticaret bölgeleri şehrin içinde kaldı.

Gıda Çarşısı, sanayi siteleri, mobilyacılar…

Yıllardır konuşulan çözüm aynı: Bunları şehir dışına taşıyalım.

Özgener ise farklı bir soru soruyor:

Üretimi kentten çıkarırsak geriye ne kalacak?

Bu soru üzerinde düşünmeye değer.

Çünkü kent içindeki üretim alanları yalnızca ekonomik faaliyetlerin yürütüldüğü yerler değil. Aynı zamanda istihdamın, ticaretin ve şehir hayatının önemli parçaları.

Önerilen model, bu bölgelerin öncelikle yerinde dönüştürülmesi.

Örneğin Gıda Çarşısı’na büyük tırların girmesi yerine, çevrede kurulacak bir lojistik merkezden küçük araçlarla dağıtım yapılabilir.

Eski sanayi siteleri modern, depreme dayanıklı ve daha iyi planlanmış yapılara dönüştürülebilir.

Böylece üretim kentten koparılmadan trafik, güvenlik ve altyapı sorunları azaltılabilir.

Bence bu yaklaşım, Türkiye’nin diğer büyük şehirleri için de tartışılmaya değer.

ÜNİVERSİTEDEN YAPAY ZEKAYA

Özgener’in yeni dönem gündemi elbette bu projelerle sınırlı değil.

İzmir Ticaret Odası’nın doğrudan sorumluluk üstleneceği projeler arasında İkiz Dönüşüm Merkezi, yapay zekâ destekli Future Lab, Stratejik ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi, Kamu Hizmetleri Ofisi ve İZTO Vakfı Koleji bulunuyor.

Özellikle KOBİ’lerin yeşil ve dijital dönüşümüne maddi destek verilmesini önemli buluyorum.

Nitekim İZTO’nun geçmiş dönemde fuar katılımları için sağladığı desteklerin 2026 fiyatlarıyla 520 milyon TL’ye ulaşması ve 8 bin 201 üyeye dokunması, bu tür desteklerin ölçeğini göstermesi bakımından dikkat çekici.

Bir başka önemli başlık İzmir Ekonomi Üniversitesi.

Özgener’in başkanlığı döneminde üniversitenin gelişimi için yapılan çalışmalar ve Güzelbahçe Kampüsü yatırımı, ortaya konulan vizyonun somut örneklerinden.

120 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen yeni kampüsün ilk etabının 2027-2028 akademik yılında açılması hedefleniyor.

Bu yatırımın önemi yalnızca yeni binalar yapılmasında değil. Üniversite, araştırma, teknoloji ve nitelikli insan kaynağının İzmir ekonomisiyle daha güçlü buluşturulmasında.

ORTAK İRADE SINAVI

Özgener’in sunumunda yer alan Yeni Atatürk Stadı ve arazisine inşaa edilecek kongre merkezi projesi başlı başına çok büyük bir iş. Ticaret Odası kongre merkezinin yapımına şimdiden talip. Depreme dayanıklı yeni bir stat İzmir’e şüphesiz çok yakışır. Aynı kompleksteki kongre merkezinin de çok işlevsel bir rol üstleneceğine şüphe yok.

Toplantıda bunların dışında Çeşme Turizm Projesi, İnciraltı’nın sağlık turizmine kazandırılması, Körfez’in temizliği, ulaşım yatırımları ve su güvenliği gibi pek çok konu da gündeme geldi.

Bunların her biri önemli.

Ancak bu projelerin büyük bölümü İzmir Ticaret Odası’nın tek başına gerçekleştirebileceği işler değil.

Merkezi yönetimin, belediyelerin, meslek kuruluşlarının, üniversitelerin ve iş dünyasının aynı masada buluşmasını gerektiriyor.

İşte tam da bu nedenle toplantının sloganını önemli buluyorum.

Ortak akıl projeyi üretir. Ortak irade ise o projeyi hayata geçirir.

Biliyorsunuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Ak Parti’ye geçmesiyle birlikte İzmir bir süredir sıcak siyasetin gündeminde… İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener’in dün kamuoyuna tanıttığı yeni projeler tam da tartışmaların sürdüğü, projektörlerin İzmir’e döndüğü bir ortama denk geldi. İzmir’in potansiyeli konusunda kimsenin şüphesi yok. Asıl mesele o potansiyeli harekete geçirebilmek. Bakalım İzmir, bu kez yalnızca projeleri konuşan değil, onları birlikte gerçekleştiren bir şehir olabilecek mi?