Küresel ticaretin ve üretimin dengeleri değişirken Japonya, Güney Kore ve Tayvan şirketlerinin ABD yatırımlarında yeni bir büyüme dönemi bekleniyor. Uluslararası bankacılık grubu Citi'ye göre Asyalı şirketler, tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmak ve dünyanın en büyük tüketici pazarındaki varlıklarını güçlendirmek amacıyla ABD'ye yönelmeyi sürdürecek. Japonya'nın 550 milyar dolarlık yatırım taahhüdü ve Güney Kore'nin 350 milyar dolarlık stratejik paketi, bu dönüşümün büyüklüğünü ortaya koyuyor. İki ülkenin toplam 900 milyar dolara ulaşan taahhütleri henüz tamamlanmış yatırımları ifade etmese de küresel sanayide sermayenin yön değiştirdiğine işaret ediyor.

Küresel ekonomide ticaret savaşları, gümrük tarifeleri ve jeopolitik gerilimler şirketlerin yatırım stratejilerini yeniden şekillendiriyor. Uzun yıllar düşük üretim maliyetleri ve gelişmiş tedarik ağları nedeniyle Asya'da yoğunlaşan sanayi yatırımlarının bir bölümü, giderek ABD pazarına yöneliyor.

Japonya, Güney Kore ve Tayvan merkezli şirketler, özellikle teknoloji ve ileri imalat sanayisinde ABD'deki varlıklarını artırmayı hedeflerken, uluslararası finans kuruluşları da bu yatırımların finansmanında daha etkin rol üstleniyor.

Reuters'ın haberine göre Citi'nin Kuzey Amerika dışındaki 180'den fazla ülke ve bölgeyi kapsayan uluslararası operasyonlarının başındaki Ernesto Torres Cantu, Asyalı şirketlerin ABD yatırımlarının önümüzdeki dönemde de artacağını öngörüyor.

Hong Kong'da Reuters'a konuşan Cantu, Japon, Güney Koreli ve Tayvanlı şirketlerin önemli yatırım kapasitesine sahip olduğunu belirterek ABD'ye yönelik sermaye akışının devam edeceğini ifade etti.

Citi yöneticisine göre Kuzey Amerika'ya yönelen uluslararası şirket faaliyetlerinde çift haneli büyüme yaşanıyor. Bu gelişme, şirketlerin üretim ve tedarik stratejilerinde ABD'ye daha fazla ağırlık vermeye başladığını gösteriyor.

Japonya ve Güney Kore'den 900 milyar dolarlık taahhüt

ABD'ye yönelen yatırım hareketinin en dikkat çekici boyutunu Japonya ve Güney Kore'nin açıkladığı büyük ölçekli finansman ve yatırım paketleri oluşturuyor.

Japonya'nın ABD'ye yönelik 550 milyar dolarlık yatırım taahhüdü, iki ülke arasındaki ticaret ve ekonomik ilişkilerin önemli başlıklarından biri haline geldi.

Citi ve JPMorgan, bu taahhüt kapsamında geliştirilen Japon projelerinin finansmanında görev alıyor.

Güney Kore'nin ABD ile üzerinde uzlaştığı 350 milyar dolarlık stratejik yatırım paketi için de ilk projeler açıklanmaya başladı.

İki ülkenin paketlerinin toplam büyüklüğü 900 milyar dolara ulaşıyor. Ancak bu rakamın tamamının doğrudan sermaye yatırımı olarak ABD'ye aktarılmış olduğu anlamına gelmediği belirtiliyor.

Paketler, farklı dönemlerde hayata geçirilmesi öngörülen yatırımları ve finansman mekanizmalarını kapsıyor. Dolayısıyla gerçek ekonomik etkinin büyüklüğü, projelerin hangi takvimde ve ne ölçüde uygulamaya geçirileceğine bağlı olacak.

Citi'ye göre yatırımların etkisi de tek seferde değil, aşamalı olarak ortaya çıkacak.

Yatırımlar arazi alımıyla başlayıp üretime uzanıyor

Ernesto Torres Cantu, uluslararası sanayi yatırımlarının birbirini izleyen aşamalardan oluştuğuna dikkat çekiyor.

Bir şirketin ABD'de üretim tesisi kurma kararı alması, başlangıçta arazi satın alınması ve gerekli izinlerin alınmasıyla başlıyor. Ardından fabrika inşaatı, makine ve ekipman yatırımları, personel istihdamı ve üretim faaliyetleri geliyor.

Bu nedenle açıklanan yatırım kararlarının ekonomik etkisi zaman içinde büyüyor.

İlk aşamada inşaat ve altyapı sektörleri hareketlenirken, üretim başladığında ham madde tedarikçileri, lojistik şirketleri, enerji sağlayıcıları ve finans kuruluşları da yatırım sürecinin parçası haline geliyor.

Citi yöneticisinin değerlendirmesi, Asya'dan ABD'ye yönelen sermaye hareketinin yalnızca yeni fabrika kurulmasından ibaret olmadığını, uzun vadeli ticaret ve hizmet ilişkilerini de beraberinde getirdiğini ortaya koyuyor.

Japonya'nın çip yatırımları dikkat çekiyor

Asya sermayesinin ABD'ye yönelmesinde yarı iletken sektörü önemli bir yer tutuyor.

Reuters'ın 20 Ekim tarihli özel haberine göre Japonya, kendi yarı iletken sanayisini yeniden canlandırmaya çalışırken ABD'deki çip üretim kapasitesinin geliştirilmesine de kaynak ayırıyor.

Bu kapsamda Japonya'nın New York eyaletinde kurulacak iki yarı iletken fabrikasına 21 milyar dolara kadar yatırım yapması planlanıyor.

Projeler, Abu Dabi merkezli Mubadala'nın çoğunluk hissedarı olduğu çip üreticisi GlobalFoundries ile bağlantılı olarak geliştiriliyor.

Japonya'nın ABD'deki bu yatırımlara yönelmesinde ticaret ilişkilerini koruma ve gümrük tarifelerinden kaynaklanabilecek baskıları azaltma hedefi de etkili oluyor.

Ancak uzmanlar, Japonya'nın ABD'de gerçekleştireceği yatırımların ülkenin kendi yarı iletken sanayisini güçlendirme hedeflerine doğrudan katkısının sınırlı kalabileceğine dikkat çekiyor.

Bu durum, Asyalı şirketlerin ve hükümetlerin yeni yatırım kararlarında karşı karşıya kaldığı ikilemi de ortaya koyuyor. Bir tarafta ABD pazarına erişim ve ticari ilişkileri koruma ihtiyacı bulunurken, diğer tarafta yerel üretim kapasitesini geliştirme hedefi önemini koruyor.

Tayvan ve Güney Kore teknoloji zincirinin merkezinde

ABD'ye yönelik yatırım hareketinde Tayvan ve Güney Kore'nin önemi, küresel teknoloji tedarik zincirindeki konumlarından kaynaklanıyor.

Tayvan, gelişmiş yarı iletken üretimindeki güçlü konumuyla öne çıkarken, Güney Kore özellikle bellek çipleri ve ileri teknoloji bileşenlerinde dünyanın önemli üretim merkezleri arasında yer alıyor.

Yapay zekâ sistemleri, veri merkezleri, otomotiv elektroniği ve savunma teknolojilerinde kullanılan çiplere yönelik talep, bu ülkelerdeki üreticilerin uluslararası yatırım stratejilerini etkiliyor.

ABD'nin ileri teknoloji üretimini kendi sınırları içinde artırma hedefi de Asyalı şirketlerin yatırım kararlarında belirleyici unsurlardan biri haline geliyor.

Bununla birlikte üretimin tamamen Asya'dan ABD'ye taşınması beklenmiyor. Yarı iletken sanayisinin karmaşık tedarik yapısı, üretim süreçlerinin farklı ülkelerde yürütülmesini gerektiriyor.

Bu nedenle ortaya çıkan eğilim, Asya'nın üretimdeki rolünün sona ermesinden çok, şirketlerin ABD'de ek kapasite oluşturarak coğrafi risklerini azaltması şeklinde değerlendiriliyor.

Gümrük tarifelerinden daha büyük bir etki: Jeopolitik riskler

Citi'nin değerlendirmesine göre şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden düzenlemesinde yalnızca ABD'nin gümrük tarifeleri etkili değil.

Ortadoğu'da devam eden savaş ve buna bağlı lojistik sorunlar da uluslararası şirketleri ticaret rotalarını gözden geçirmeye zorluyor.

Ernesto Torres Cantu, jeopolitik gelişmelerin şirketlerin faaliyetleri üzerindeki etkisinin bazı durumlarda gümrük tarifelerinden daha büyük olabildiğine dikkat çekiyor.

Özellikle enerji arzındaki belirsizlikler, taşımacılık maliyetlerindeki yükseliş ve uluslararası ticaret yollarında yaşanan aksaklıklar, şirketlerin üretim ve tedarik kararlarını doğrudan etkiliyor.

Büyük uluslararası şirketler ise bu gelişmelere karşı tedarikçi ağlarını çeşitlendirme, alternatif lojistik güzergâhları oluşturma ve üretim faaliyetlerini farklı coğrafyalara yayma yoluna gidiyor.

Citi yöneticisine göre çok uluslu şirketler, jeopolitik şoklara rağmen faaliyetlerini sürdürme konusunda dayanıklılık gösteriyor ve değişen koşullara hızla uyum sağlıyor.

Bankaların ticaret finansmanı gelirleri büyüyor

Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi, uluslararası bankalar açısından da yeni iş hacmi oluşturuyor.

Şirketlerin farklı ülkelerde yatırım yapması, üretim tesisleri kurması ve yeni ticaret ilişkileri geliştirmesi; nakit yönetimi, dış ticaret finansmanı, ödeme sistemleri ve likidite hizmetlerine yönelik talebi artırıyor.

Citi'nin 2026 yılının üçüncü çeyreğinde toplam gelirleri yüzde 8 artarken, nakit yönetimi, ödemeler ve ticaret finansmanı hizmetlerini kapsayan biriminin gelirleri yüzde 15 yükseldi.

Bu performans, uluslararası ticaret ve sermaye hareketlerindeki değişimin bankacılık sektörüne de yansıdığını gösteriyor.

Özellikle Asya'dan ABD'ye uzanan yeni yatırım projeleri, yalnızca büyük ölçekli kredi ihtiyacı yaratmıyor. Şirketlerin günlük faaliyetlerini sürdürmek için ihtiyaç duyduğu finansal hizmetlerin hacmini de büyütüyor.

Çin ve Hindistan yeni ticaret koridorları oluşturuyor

Küresel ticaretin yeniden yapılanması yalnızca Asya'dan ABD'ye yönelen yatırımlarla sınırlı değil.

Citi, Çin ve Hindistan merkezli uluslararası ticaret akışlarında da büyümenin devam edeceğini öngörüyor.

Ernesto Torres Cantu'ya göre Çinli şirketlerin dünyanın geri kalanına yönelik ticari faaliyetleri son iki yılda yıllık yüzde 20'nin üzerinde büyüdü.

Bu eğilim, Çinli şirketlerin yeni pazarlara ulaşma ve uluslararası faaliyetlerini genişletme çabalarının sürdüğünü gösteriyor.

Hindistan ise uluslararası ticaret anlaşmaları sayesinde giderek daha fazla öne çıkıyor.

Citi yöneticisi, İngiltere ile Hindistan arasındaki ticaretin gümrük vergilerindeki indirimlerin ardından belirgin biçimde büyüdüğünü belirtiyor.

Avrupa Birliği ile Hindistan arasındaki serbest ticaret anlaşmasının 2027 yılında yürürlüğe girmesinin de yeni ticaret ve yatırım fırsatları yaratması bekleniyor.

Bu gelişmeler, küresel ticaretin tek bir merkez etrafında şekillenmek yerine farklı ekonomik koridorlar üzerinden büyümeye devam ettiğine işaret ediyor.

Yapay zekâ hava kargo taşımacılığını da değiştiriyor

Tedarik zincirlerindeki dönüşümün etkileri uluslararası taşımacılıkta da görülüyor.

Reuters'ın temmuz ayında yayımladığı bir başka analiz, yapay zekâ yatırımlarının Asya'daki hava kargo trafiğini yeniden şekillendirdiğini ortaya koydu.

Yapay zekâ çipleri, gelişmiş bellek ürünleri, sunucu ekipmanları ve veri merkezi bileşenlerinin taşınmasına yönelik talep artarken, daha önce hava kargonun büyümesinde belirleyici olan sınır ötesi e-ticaretin etkisi zayıflamaya başladı.

Güney Koreli havayolu şirketi Korean Air'in kargo gelirleri, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 46 artarak 1,54 trilyon wona, yaklaşık 1,07 milyar dolara ulaştı.

Şirket, yapay zekâ altyapısına yönelik sevkiyatların Çin kaynaklı e-ticaret taşımacılığının yerini alarak en önemli büyüme unsuru haline geldiğini açıkladı.

Bu değişim, ileri teknoloji yatırımlarının yalnızca fabrika ve veri merkezi inşaatlarını değil, küresel lojistik ağlarını da etkilediğini gösteriyor.

Küresel üretimde yeni bir coğrafi denge oluşuyor

Japonya, Güney Kore ve Tayvan şirketlerinin ABD yatırımlarını artırma eğilimi, küresel sanayide uzun vadeli bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor.

Şirketler artık yatırım kararlarını yalnızca düşük işçilik maliyetleri veya üretim verimliliğine göre vermiyor. Pazara erişim, ticaret politikaları, enerji güvenliği, lojistik maliyetleri ve jeopolitik riskler de giderek daha fazla önem kazanıyor.

ABD, büyük tüketici pazarı ve teknoloji yatırımlarına yönelik teşvikleriyle uluslararası sermaye için önemli bir merkez olmayı sürdürürken, Asya ülkeleri de üretim ve teknoloji alanındaki güçlü konumlarını korumaya çalışıyor.

Citi'nin öngörüsü, önümüzdeki yıllarda Asyalı şirketlerin ABD'de daha fazla üretim ve yatırım kapasitesi oluşturabileceğine işaret ediyor.

Ancak bu sürecin hızı, açıklanan yatırım taahhütlerinin hayata geçirilmesine, finansman koşullarına ve küresel ticaret politikalarının seyrine bağlı olacak.

Japonya ve Güney Kore'nin toplam 900 milyar dolarlık yatırım paketleri, bu dönüşümün büyüklüğünü gösterirken, Tayvanlı şirketlerin ABD'deki faaliyetlerini genişletme eğilimi de teknoloji tedarik zincirlerinin geleceği açısından önem taşıyor.

Küresel ekonomide üretimin merkezi olarak öne çıkan Asya, şimdi aynı zamanda ABD'nin yeni sanayi yatırımlarının önemli finansman ve teknoloji kaynaklarından biri haline geliyor.