Küresel finans piyasalarında son yılların en büyük büyüme hikâyesi olan yapay zekâ, giderek önemli bir risk kaynağına dönüşüyor. Ekim ayında teknoloji ağırlıklı Nasdaq 100 endeksinden 2 trilyon doların üzerinde piyasa değeri silinirken, yatırımcılar teknoloji devlerinin trilyonlarca dolarlık harcamalarının ne zaman kâra dönüşeceğini sorgulamaya başladı. Küresel borcun 350 trilyon doları aştığı, petrol fiyatlarının yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 75 yükseldiği ve faizlerin yüksek seyrettiği bir dönemde, yapay zekâ yatırımlarında yaşanabilecek sert bir yavaşlamanın dünya ekonomisinde yeni bir finansal sarsıntıya yol açabileceği uyarısı yapılıyor.
Küresel ekonomide savaşlar, ticaret gerilimleri, yüksek kamu borçları ve enflasyon baskısı finansal piyasaları zorlamaya devam ederken, yatırımcıların son yıllarda en fazla güvendiği alanlardan biri olan yapay zekâ sektöründe de çatlaklar oluşmaya başladı.
Reuters'ın analizine göre, yapay zekâ altyapısına yönelik devasa yatırımlar bugüne kadar küresel büyümeyi ve hisse senedi piyasalarını destekleyen en önemli unsurlardan biri oldu. Ancak teknoloji şirketlerinin artan borçlanma ihtiyacı ve yatırımların geri dönüş süresine ilişkin belirsizlikler, bu büyüme modelinin sürdürülebilirliğine yönelik endişeleri artırıyor.
Özellikle ABD'deki büyük teknoloji şirketlerinin piyasa değerlerinin ulaştığı seviyeler, yapay zekâ sektöründe yaşanabilecek bir düzeltmenin yalnızca teknoloji hisseleriyle sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.
Bir ayda 2 trilyon dolardan fazla değer kaybı
Yapay zekâ yatırımlarına ilişkin endişelerin finansal piyasalardaki ilk önemli yansımalarından biri ekim ayında görüldü.
ABD'nin teknoloji ağırlıklı Nasdaq 100 endeksinde yer alan şirketlerin toplam piyasa değeri, yatırımcıların yapay zekâ hisselerinden uzaklaşmasıyla 2 trilyon doların üzerinde geriledi.
Teknoloji devlerinin açıkladığı finansal sonuçlar, veri merkezlerine ve yapay zekâ altyapısına yapılan harcamaların beklenen hızda gelir üretip üretemeyeceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Aynı dönemde bazı teknoloji şirketlerinin tahvillerine yönelik kredi riskinden korunma maliyetleri yükselirken, planlanan veri merkezi projelerinin bir bölümü finansman bulmakta zorlandı.
Satış baskısı yalnızca ABD ile sınırlı kalmadı. Çin ve Güney Kore başta olmak üzere teknoloji ve yarı iletken şirketlerinin yoğun olduğu piyasalarda da kayıplar yaşandı.
Yatırımcıların daha güvenli varlıklara yönelmesiyle ABD devlet tahvillerine talep arttı. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi 22 Ekim'de yaklaşık 20 baz puan gerileyerek 2023 başından bu yana en sert günlük düşüşünü kaydetti.
Buna rağmen ABD'nin 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 5 civarında seyretmeye devam ediyor. Bu seviye, hem kamu borçlanması hem de özel sektör yatırımları açısından finansman maliyetlerinin yüksek kaldığını gösteriyor.
Teknoloji devlerinden 1,2 trilyon dolarlık yatırım planı
Yapay zekâ yatırımlarının büyüklüğü, sektörün küresel ekonomi üzerindeki etkisini daha da artırıyor.
Danske Bank'ın tahminlerine göre ABD'nin en büyük teknoloji şirketlerinden oluşan ve hyperscaler olarak adlandırılan yaklaşık altı şirketin, 2027 yılında yapay zekâ altyapısına toplam 1,2 trilyon dolar yatırım yapması bekleniyor.
Bu tutar, Avrupa'daki şirketlerin tamamının yıllık yatırım harcamalarına yakın bir büyüklüğe karşılık geliyor.
Aynı şirketlerin 2026 yılındaki toplam harcamalarının ise yaklaşık 900 milyar dolar düzeyinde gerçekleşeceği öngörülüyor.
Söz konusu yatırımların önemli bölümü veri merkezleri, gelişmiş yarı iletkenler, sunucular, elektrik altyapısı ve yapay zekâ modellerinin çalıştırılması için gerekli bilgi işlem kapasitesine yöneliyor.
Ancak yatırımların hızla artması, teknoloji şirketlerinin nakit akışı ve borçlanma gereksinimlerini de büyütüyor.
Piyasalarda asıl tartışma, bu harcamaların uzun vadede ekonomik değer yaratıp yaratmayacağından çok, şirketlerin beklenen gelirleri ne kadar sürede elde edebileceği üzerinde yoğunlaşıyor.
Borsadaki yükseliş birkaç şirkete bağlı
Yapay zekâ yatırımlarının finansal piyasalar açısından taşıdığı risklerden biri de hisse senedi piyasalarındaki yükselişin sınırlı sayıda şirkette yoğunlaşması.
Reuters'ın analizine göre teknoloji ve yapay zekâyla bağlantılı şirketler, ABD'nin gösterge endeksi S&P 500'ün toplam piyasa değerinin yüzde 40'ından fazlasını oluşturuyor.
Endeksin son beş yılda kaydettiği yaklaşık yüzde 70'lik yükselişte de büyük teknoloji şirketlerinin önemli payı bulunuyor.
Bu yoğunlaşma, yapay zekâ şirketlerinin beklentileri karşılayamaması halinde genel piyasa endekslerinin de sert biçimde etkilenebileceği anlamına geliyor.
Nitekim S&P 500 endeksi ekim başındaki zirvesinden yaklaşık yüzde 3 gerilerken, faiz hareketlerine daha duyarlı küçük ölçekli şirketlerden oluşan Russell 2000 endeksi ağustos ayındaki zirvesinden yaklaşık yüzde 8 düşmüş durumda.
Société Générale Küresel Stratejisti Albert Edwards, piyasadaki yükselişin giderek daha az sayıda şirketin performansına bağımlı hale gelmesine dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre büyük teknoloji şirketlerinin değerlemelerinde yaşanabilecek sert bir düşüş, bu şirketlere doğrudan yatırım yapmayan ancak geniş piyasa endekslerini takip eden fonları da etkileyebilir.
Yapay zekâ yatırımları borçlanmayla büyüyor
Sektöre ilişkin en önemli endişelerden biri, yatırımların giderek daha fazla borçlanmayla finanse edilmesi.
2008 küresel finans krizi sırasında ABD Federal Mevduat Sigorta Kurumu'nun (FDIC) başkanlığını yürüten Sheila Bair, finansal sistemdeki bazı gelişmelerin kriz öncesindeki kırılganlıkları hatırlattığını belirtiyor.
Bair'e göre yapay zekâ şirketlerinin büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için daha fazla borç kullanması, faizlerin yüksek seyrettiği bir ortamda önemli riskler oluşturuyor.
Borçlanma maliyetlerindeki yükseliş yalnızca teknoloji şirketlerini değil, bu şirketlere kredi sağlayan finansal kuruluşları ve büyük altyapı projelerine yatırım yapan fonları da etkiliyor.
Özellikle veri merkezleri gibi yüksek başlangıç maliyeti gerektiren yatırımlarda, beklenen gelirlerin gecikmesi finansman baskısını artırabilir.
Bu nedenle yapay zekâ yatırımlarının geleceği, teknolojik gelişmeler kadar sermaye piyasalarının finansman sağlamaya devam etmesine de bağlı hale geliyor.
2008 krizini hatırlatan uyarılar
Küresel piyasalardaki risklerin artması, bazı ekonomistleri 2008 finansal krizi öncesindeki koşullarla karşılaştırma yapmaya yöneltiyor.
Eski Goldman Sachs Başekonomisti Jim O'Neill, yüksek faizlerin geçmişte olduğu gibi bugün de en kırılgan şirketleri ve ekonomileri ortaya çıkarabileceği görüşünde.
O'Neill, enflasyonun kalıcı biçimde düşmemesi halinde yapay zekâ sektörüne yönelen borçla finanse edilmiş yatırımlardan kaynaklanan risklerin büyüyebileceğini belirtiyor.
Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman da yüksek enflasyonun yeni faiz artışlarına yol açması, devlet tahvili getirilerinin yükselmesi ve yapay zekâ yatırımlarındaki zayıflamanın ABD ekonomisi açısından önemli tehditler oluşturduğuna dikkat çekiyor.
Ancak uzmanların uyarıları, yeni bir finansal krizin kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyor.
Mevcut risklerin büyüklüğü, şirketlerin borç ödeme kapasitesine, merkez bankalarının izleyeceği politikalara ve yapay zekâ yatırımlarının ekonomik getirisinin ne ölçüde gerçekleşeceğine bağlı olacak.
Petrol fiyatları yüzde 75 yükseldi
Küresel finansal sistemin karşı karşıya olduğu sorunlar yapay zekâ yatırımlarıyla sınırlı değil.
Ortadoğu'da devam eden savaşın petrol arzını olumsuz etkilemesi, enerji fiyatları üzerinden dünya ekonomisinde yeni bir enflasyon baskısı oluşturuyor.
Reuters'ın analizinde yer alan verilere göre petrol fiyatları yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 75 yükselerek varil başına 105 dolar seviyesine ulaştı.
Enerji maliyetlerindeki artış, özellikle petrol ithalatına bağımlı ülkelerde enflasyonu ve cari açık baskısını artırıyor.
Endonezya ve Filipinler gibi gelişmekte olan ekonomilerde para birimlerinin rekor düşük seviyelere gerilemesi, bazı merkez bankalarını faiz artırmaya yöneltti.
Yüksek enerji fiyatları ve artan faizler, şirketlerin yatırım kararlarını da zorlaştırıyor.
Bu ortamda yapay zekâ yatırımlarının yavaşlaması, küresel ekonominin aynı anda birden fazla olumsuz gelişmeyle karşılaşması riskini büyütüyor.
Fransa ve Japonya'da tahvil piyasası alarm veriyor
Küresel finansal kırılganlığın işaretleri farklı ülkelerin tahvil piyasalarında da görülüyor.
Fransa'da siyasi ve toplumsal gerilimlerin kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırmasıyla devlet tahvili getirileri, 2012'deki euro bölgesi borç krizi döneminden bu yana görülen seviyelere yükseldi.
Japonya'da ise enerji ithalatının maliyeti ve para politikasına ilişkin beklentiler, devlet tahvili faizlerini yaklaşık 30 yılın zirvesine taşıdı.
Japonya'nın faizleri daha hızlı artırmak zorunda kalması, yalnızca ülke içindeki borçlanma maliyetlerini değil, Japon yatırımcıların uluslararası piyasalardaki sermaye hareketlerini de etkileyebilir.
Fidelity International Portföy Yöneticisi Mike Riddell, farklı piyasalarda finansal baskıların belirginleşmeye başladığını belirterek Fransa ve Avustralya'daki gelişmelere dikkat çekiyor.
Bu gelişmeler, küresel ekonominin yapay zekâ yatırımlarındaki olası bir sarsıntıya zaten kırılgan bir finansal ortamda yakalanabileceğini gösteriyor.
Küresel borç 350 trilyon doları aştı
Yeni bir ekonomik sarsıntı ihtimalini daha önemli hale getiren unsurlardan biri de dünya genelindeki borçluluk düzeyi.
Uluslararası Finans Enstitüsü'nün (IIF) verilerine göre küresel borç stoku 350 trilyon doları aşarak rekor seviyeye ulaştı.
Bu tutar, dünya ekonomisinin yıllık büyüklüğünün yaklaşık üç katına karşılık geliyor.
Kamu borçlarının yüksek olması, hükümetlerin olası bir ekonomik kriz karşısında yeni harcama ve destek paketleri açıklama kapasitesini sınırlıyor.
Sheila Bair, yeni bir kriz yaşanması halinde kamu maliyesindeki hareket alanının geçmişe kıyasla daha dar olabileceği uyarısında bulunuyor.
Jeopolitik stratejist Tina Fordham ise uluslararası ilişkilerdeki ayrışmaların, 2008 krizinde görülen küresel politika koordinasyonunun yeniden sağlanmasını zorlaştırabileceğini düşünüyor.
Fordham'a göre büyük ekonomilerin ortak hareket edememesi, yeni bir finansal şokun ekonomik etkilerini ağırlaştırabilir.
Yapay zekâya duyulan güven hâlâ güçlü
Bütün bu risklere rağmen küresel ekonominin tamamen olumsuz bir görünüm sergilediğini söylemek mümkün değil.
Reuters'ın analizinde, son iki yılda yapılan birçok resesyon tahmininin gerçekleşmediğine ve ekonomik faaliyetlerin beklenenden daha dayanıklı kaldığına dikkat çekiliyor.
Avrupa'da ekonomik veriler bazı beklentilerden daha olumlu seyrederken, iş gücü piyasaları da görece istikrarlı görünümünü koruyor.
ABD'de üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını açıklayan S&P 500 şirketlerinin yüzde 84'ünün analistlerin kâr beklentilerini aşması, şirket bilançolarının hâlâ güçlü olduğuna işaret ediyor.
Yapay zekâ yatırımlarının uzun vadede verimlilik artışı sağlayabileceği ve yeni iş alanları oluşturabileceği beklentisi de sektörün büyümesini destekliyor.
Ancak teknoloji şirketlerinin yatırım harcamalarıyla elde ettikleri gelir arasındaki dengenin bozulması, piyasalardaki iyimserliği hızla tersine çevirebilir.
Küresel ekonominin kaderi yapay zekâya mı bağlı?
Yapay zekâ sektörünün geldiği nokta, küresel finans piyasaları açısından önemli bir ikilem yaratıyor.
Bir yandan teknoloji devlerinin veri merkezlerine, çiplere ve enerji altyapısına yaptığı yatırımlar ekonomik büyümeyi destekliyor. Diğer yandan aynı yatırımların giderek daha fazla borçla finanse edilmesi, yüksek faiz ortamında yeni kırılganlıklar oluşturuyor.
Yapay zekâ harcamalarının sürmesi finansman ihtiyacını büyütürken, harcamaların azaltılması da teknoloji sektöründeki büyümenin yavaşladığı şeklinde yorumlanabilir.
Bu nedenle yatırımcılar artık yalnızca yapay zekânın neler yapabileceğine değil, bu teknolojinin ne kadar gelir üreteceğine ve yapılan yatırımların ne zaman geri döneceğine odaklanıyor.
Küresel borçların rekor seviyelere ulaştığı, enerji fiyatlarının yüksek seyrettiği ve merkez bankalarının manevra alanının daraldığı bir dönemde, yapay zekâ yatırımlarındaki sert bir düzeltmenin etkileri teknoloji sektörünün çok ötesine uzanabilir.
Dünya ekonomisinin son yıllardaki en güçlü büyüme hikâyelerinden biri olan yapay zekânın, aynı zamanda küresel finans sisteminin en önemli sınavlarından birine dönüşme ihtimali giderek daha fazla tartışılıyor.






