Orta Doğu’daki çatışmalar ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar, enerji şirketlerini alternatif kaynaklara yöneltiyor. ABD, Kanada, Arjantin ve Venezuela’da üretim ve yatırım planları hız kazanırken, Amerika kıtası küresel petrol arzında daha güçlü bir konuma hazırlanıyor.

Küresel petrol piyasasında güç dengeleri yeniden şekilleniyor. Orta Doğu’da yaşanan çatışmaların petrol arzını ve sevkiyatını aksatması, enerji ithalatçılarının tedarik kaynaklarını çeşitlendirme arayışını hızlandırdı. Bu süreçte ABD’den Kanada’ya, Arjantin’den Venezuela’ya uzanan Amerika kıtası, yeni yatırımların ve üretim artışının merkezlerinden biri haline geliyor.

Financial Times’ın Rystad Energy verilerine dayandırdığı habere göre, Kuzey ve Güney Amerika’nın toplam petrol üretiminin Aralık 2026’ya kadar uzanan iki yıllık dönemde yüzde 10 artması bekleniyor. Bölgedeki üretim artışı, Orta Doğu kaynaklı arz kayıplarının tamamını karşılayabilecek düzeyde olmasa da küresel piyasada alternatif tedarik imkânlarını genişletiyor ve geleneksel üretici ülkelerin fiyatlar üzerindeki etkisini sınırlayabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Hürmüz’deki kriz tedarik rotalarını değiştiriyor

Orta Doğu’daki çatışmalar ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kesintiler, küresel enerji ticaretinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koydu. Financial Times’a göre, bölgedeki saldırılar ve tanker trafiğindeki aksamalar nedeniyle küresel piyasalarda 2 milyar varilden fazla ham petrolün arzı kesintiye uğradı.

Arz güvenliğine ilişkin kaygılar, alıcıları yalnızca kısa vadeli tedarik seçenekleri aramaya değil, uzun vadeli anlaşmalar yapmaya ve alternatif üretim bölgelerine yatırım yapmaya da yöneltiyor. Amerika kıtasının bu süreçte öne çıkmasının temel nedenlerinden biri, farklı ülkelerdeki üretim kapasitesinin aynı anda devreye girebilmesi.

Bununla birlikte, bölgedeki petrolün Orta Doğu’daki düşük maliyetli üretimin yerini bütünüyle alması beklenmiyor. Uzmanlara göre yeni kaynakların devreye girmesi, küresel arzın çeşitlenmesini sağlayarak Orta Doğu’daki üretici ülkelerin piyasadaki belirleyiciliğini azaltabilir.

Arjantin, Venezuela ve Kanada yatırımlarıyla öne çıkıyor

Amerika kıtasındaki değişimin dikkat çekici merkezlerinden biri Arjantin. Ülkenin büyük kaya petrolü ve gazı rezervlerini barındıran Vaca Muerta sahasında üretimin artması, enerji yatırımlarını ve ihracat gelirlerini destekliyor. TotalEnergies’in ekim ayında ülkedeki açık deniz projeleri ve mevcut gaz faaliyetleri için 10 milyar dolarlık yatırım planını açıklaması, bölgeye yönelik ilgiyi ortaya koyan gelişmelerden biri oldu.

Venezuela da uluslararası enerji şirketlerinin yeniden yöneldiği ülkeler arasında bulunuyor. Ülkedeki üretimin toparlanması için yeni anlaşmalar yapılırken, Chevron önümüzdeki beş yıl içinde 7 milyar dolar yatırım yaparak üretimini günlük yaklaşık 600 bin varile çıkarmayı hedefliyor. Ülkenin petrol potansiyelinin küresel arzda daha fazla rol oynaması, yatırım koşullarının ve siyasi risklerin seyrine bağlı olacak.

Kanada ise siyasi istikrarı ve enerji altyapısıyla yatırımcıların ilgisini çekiyor. Ülkede sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kapasitesini artırmaya yönelik projeler gündemde. Shell öncülüğündeki bir konsorsiyumun 20 milyar doların üzerinde yatırım içeren ve LNG Canada tesisinin kapasitesini ikiye katlamayı amaçlayan planı, bölgenin yalnızca petrol değil, doğal gaz tedarikinde de ağırlığını artırabileceğine işaret ediyor.

ABD’nin ihracatı ve üretimi artıyor

ABD de petrol piyasasındaki bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri. Ülkenin ham petrol ve petrol ürünleri ihracatı artarken, kaya petrolü üretiminin önümüzdeki dönemde daha da yükselmesi bekleniyor. Wood Mackenzie tahminine göre ABD’nin kaya petrolü üretimi Aralık 2027’de günlük 11,8 milyon varile ulaşabilir. Bu seviye, İran savaşı başlamadan önceki tahminlerin yaklaşık 1 milyon varil üzerinde.

Üretim artışı, ABD’nin hem kendi enerji arzını desteklemesine hem de Avrupa ve Asya gibi pazarlara daha fazla petrol ve ürün sağlamasına imkân tanıyor. Ancak üretim kapasitesinin artması tek başına fiyatların düşeceği anlamına gelmiyor. Nakliye maliyetleri, altyapı kapasitesi, petrolün niteliği ve bölgesel rafinerilerin ihtiyaçları, yeni arzın hangi pazarlara hangi koşullarda ulaşacağını belirliyor.

OPEC’in piyasa üzerindeki etkisi azalabilir mi?

Amerika kıtasında üretimin hızlanması, petrol piyasasında OPEC ve özellikle Körfez ülkelerinin arz kararlarının önemini ortadan kaldırmıyor. Ancak yeni üretim kaynaklarının devreye girmesi, alıcılara daha fazla seçenek sunarak fiyatlar üzerindeki etkiyi zaman içinde sınırlayabilir.

Rystad Energy analistlerine göre Batı Yarımküre’deki üretim artışı, orta vadede Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin, özellikle de Suudi Arabistan’ın, fiyatlar üzerindeki hareket alanını daraltabilir. Buna karşılık, Amerika kıtasındaki projelerin yüksek yatırım gereksinimleri ve Orta Doğu’nun maliyet avantajı, küresel petrol piyasasındaki dengelerin kısa sürede tamamen değişmesini zorlaştırıyor.

Ortaya çıkan tablo, petrol ticaretinde yalnızca rezerv büyüklüğünün değil, tedarik güvenliğinin, coğrafi konumun ve sevkiyat güzergâhlarının da belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Orta Doğu’daki kriz uzadıkça Amerika kıtasının küresel enerji sistemindeki ağırlığının artması beklenirken, bu değişimin kalıcı olup olmayacağı çatışmaların seyrine ve yeni yatırımların ne ölçüde üretime dönüşeceğine bağlı olacak.