Küresel enerji piyasalarında artan arz riskleri ve hızla tırmanan talep, Asya kıtasında stratejik dönüşüm projelerinin finansman ihtiyacını gözler önüne serdi. Uluslararası danışmanlık şirketi McKinsey tarafından yayımlanan kapsamlı rapora göre, bölgenin enerji güvenliğini garanti altına alabilmesi ve olası tedarik şoklarına karşı direnç kazanabilmesi için önümüzdeki 15 yıl boyunca her yıl 1 trilyon dolarlık yatırım yapılması gerekiyor.
Rapor, 2040 yılına kadar toplam enerji yatırımlarının 15 trilyon dolara ulaşabileceğine işaret ediyor. Özellikle Hürmüz Boğazı ve benzeri kritik ticaret koridorlarında yaşanan sevkiyat aksaklıklarının, küresel enerji tedarik zincirlerindeki kırılganlıkları tırmandırdığı ve Asya ülkelerini ithalata bağımlılıktan kurtaracak yerli projelere yönelttiği vurgulanıyor.
Yatırım projeksiyonlarında, yenilenebilir enerjinin payı dikkat çekici bir büyüme kaydederken, kömürün Asya'nın enerji sepetinde beklenenden daha uzun süre kalacağı öngörülüyor. Önümüzdeki on yıl boyunca bölgedeki kömür talebinin yatay seyretmesi beklenirken, Çin'deki olası düşüşlerin Hindistan ve Güneydoğu Asya'daki artışlarla dengeleneceği ifade ediliyor.
Bununla birlikte, güneş ve rüzgar enerjisi projelerine yapılacak yıllık harcamaların 2040 yılına kadar yaklaşık 300 milyar dolar seviyesine ulaşması bekleniyor. Doğal gaz talebinde ise önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde bir yavaşlama öngörülüyor; çünkü ülkeler elektrik üretiminde maliyet ve hız odaklı olarak kömür ile yenilenebilir kaynaklara öncelik veriyor.
Güvenlik eksenli stratejiler kapsamında, Çin, Filipinler, Tayland, Vietnam ve Türkmenistan gibi ülkelerde daha yüksek maliyetli yerli petrol ve gaz üretim sahalarının devlet destekleriyle desteklenebileceği belirtiliyor. Ayrıca biyoyakıt kullanımının yaygınlaştırılması sayesinde, 2040 yılına kadar bölgenin yakıt ithalatı bağımlılığının 90 ila 100 milyar dolar arasında azaltılabileceği hesaplanıyor.
Uzmanlar, Asya'nın küresel enerji talebindeki artışın yaklaşık yüzde 70'ini tek başına sırtladığını hatırlatarak, bu devasa finansman açığının kapatılmasının sadece iklim hedefleri için değil, aynı zamanda bölgesel ekonomik istikrar ve enflasyon kontrolü için de hayati önem taşıdığını belirtiyor.





