Sermaye piyasasında son dönemde yaşanan manipülasyonların makro yansımalarını gözlemlemeye devam ediyoruz. Verilere yansımasını ise, en net şekilde TCMB döviz rezervlerinden izliyoruz.

Döviz Rezervi, ağustos sonu itibariyle USD 188 milyar (USD117 milyar altın ve USD71 milyar döviz) ile Mart 2026 sonundan beri en yüksek düzeyindeydi. 30 Ekim itibariyle toplam rezervin USD158 milyar civarına gerilediğini öngörüyoruz. Sermaye piyasasındaki gelişmeler sonrası iki aylık bir sürede USD 30 milyar civarı bir rezerv kaybı ortaya çıktı.

Para politikası tarafında ise TCMB, Mart’ta durdurulan haftalık repo ihalelerine tekrar başlayarak 24 Ağustos’ta fiili bir faiz indirimine gitmiş ve fonlama maliyeti %40’tan %37’ye çekilmişti. Daha sonra, 22 Ekim’deki PPK toplantısında ise yeni bir faiz indirimi ile politika faizi %36’ya çekildi. Piyasalardaki gelişmeler açısından ise, parasal sıkılaştırma değil, aksine likidite sağlanması öncelik kazanmış görünüyor.

Bu arada, TCMB ayrıca nisan ayında ara verdiği piyasadan tahvil alımlarına 20 Ağustos’ta tekrar başlamıştı. Son iki aylık dönemde -30 Ekim’e kadar- bu şekilde piyasaya TL 110 milyarın üzerinde likidite sağlanmıştır. Faiz indirimi ve sermaye piyasasında yaşananlar, döviz talebine birlikte yansımış oldu denebilir. Buna karşılık, döviz talebi ve piyasaya döviz satışı TL likiditesinde bir daralmaya yol açmıştır.

Enflasyon ve beklentiler…

TÜİK, Ekim ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre aylık TÜFE %2.58 ile %2,4 düzeyindeki beklentilerin hafif üzerinde gerçekleşti. ÜFE ise aylık %1,65 artarken yıllık olarak %27,4 düzeyinde sabit kaldı. Çekirdek C endeksi (gıda, enerji gibi kalemleri hariç tutan) ise yıllık bazda %28,3’e gerilese de, manşet TÜFE enflasyonunda %30 civarında bir katılık gözleniyor. 2025’in son iki ayında göreceli düşük aylık rakamlar (%0,87 ve 0,89) yılsonu açısından yıllık bazda gerilemeyi zorlaştırıyor.

TCMB piyasa katılımcıları anketine göre, 2026 yılı sonu için TÜFE beklentisi %29-30 bandında. Buna karşın, katılımcılar TCMB’nin 10 Aralık PPK toplantısında politika faizini %36’den %35’e indirmesini öngörmekteydi. Ancak, piyasalardaki dalgalanma ve enflasyondaki katılık -TL mevduatlara uygulanan yüksek stopaj oranı da düşünüldüğünde- yatırım tercihleri açısından para politikasında gevşeme yönlü hareketlerin riskini artıracaktır.