Singapur merkezli DBS Bank'ın 11 pazarda yaptırdığı araştırmaya göre büyük şirketlerin yüzde 88'i tokenleştirilmiş para sistemlerini kullanıyor veya deniyor. Şirketlerin bankalardan beklentileri de değişiyor: daha hızlı uluslararası ödemeler ve farklı dijital finans ağlarına tek noktadan erişim. Türkiye'de ise Merkez Bankası'nın ağustosta açıkladığı sonuçlara göre Dijital Türk Lirası Projesi kapsamında 23 çalışma geliştirme ve kontrollü test aşamasına ilerledi.

EKONOMİ SERVİSİ / ANALİZ

Para değişiyor. Altın ve gümüş sikkelerden banknotlara, kredi kartlarından elektronik para transferlerine uzanan yolculukta şimdi yeni bir aşama gündemde. Bu kez tartışılan yalnızca ödemenin dijital ortamda yapılması değil. Parasal değerin tokenlarla temsil edilmesi ve farklı finansal sistemler arasında aktarılması da masada.

Reuters'ın 28 Ekim 2026'da haberleştirdiği DBS Bank araştırması, büyük şirketlerin bu dönüşüme ne kadar yakından hazırlandığını gösteriyor.

ŞİRKETLERİN YÜZDE 88'İ HAREKETE GEÇTİ

DBS'in "The Great Rewiring: Money in a New Order" başlıklı araştırması, DBS adına EY tarafından yürütüldü. Araştırma, aralarında ABD, İngiltere, Almanya, Çin ve Avustralya'nın da bulunduğu 11 pazarı kapsıyor. Haziran ve temmuz aylarında, yıllık cirosu 500 milyon doları aşan şirketlerden 422 iş dünyası ve finans yöneticisinin görüşü alındı.

Katılımcıların yüzde 88'i, şirketlerinde tokenleştirilmiş para uygulamalarının devreye alındığını veya pilot çalışmaların yürütüldüğünü bildirdi. Bu oranın dağılımı şöyle:

  • Yüzde 24'ü bu sistemleri geniş ölçekte devreye aldı,
  • Yüzde 43'ü sınırlı canlı kullanıma geçti,
  • Yüzde 21'i pilot uygulama yürütüyor.

Ancak bu oran, dünyadaki bütün şirketlerin yüzde 88'inin dijital paraya geçtiği anlamına gelmiyor. Araştırma, belirli pazarlarda faaliyet gösteren büyük ölçekli şirketlerin yöneticilerini kapsıyor.

DİJİTAL PARADA ÜÇ MODEL ÖNE ÇIKIYOR

Araştırmaya göre en yaygın kullanılan veya denenen araçlar şunlar:

  • Yüzde 63 ile stablecoinler,
  • Yüzde 53 ile tokenleştirilmiş banka mevduatları,
  • Yüzde 52 ile tokenleştirilmiş para piyasası fonları.

Stablecoinler, genellikle dolar gibi bir para biriminin değerini izlemeyi hedefleyen dijital varlıklar. Tokenleştirilmiş mevduatlar, bankalardaki mevduat alacaklarının dijital tokenlarla temsil edilmesine dayanıyor. Tokenleştirilmiş para piyasası fonları ise yatırım fonu paylarının dijital altyapılar üzerinde kaydedilmesini ve işlem görmesini sağlayabiliyor.

Bu araçların hukuki yapıları ve taşıdıkları riskler birbirinden farklı. Stablecoinler ihraççı ve rezerv risklerine açıkken, tokenleştirilmiş banka mevduatlarında bankanın yükümlülüğü ve ilgili mevzuat belirleyici oluyor.

BANKALARIN ROLÜ DEĞİŞİYOR

Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri, şirketlerin bankalardan beklentilerinde ortaya çıktı. Yöneticilerin yüzde 64'ü, bankaların farklı tokenleştirilmiş para sistemlerine erişim sağlayan tek bir entegrasyon noktası olmasını istiyor. Yüzde 63'ü ise pilot projeler, teknik uygulamalar ve entegrasyon süreçlerinde destek bekliyor.

Bu tablo, bankaların yalnızca mevduat toplayan, kredi kullandıran ve para transferi yapan kurumlar olmaktan çıkabileceğine işaret ediyor. Bankalar, farklı finansal ağları birbirine bağlayan teknoloji ortaklarına dönüşebilir. Bu senaryoda yeni para biçimleri bankaları devre dışı bırakmak yerine, onların güvenilir aracı ve altyapı sağlayıcısı rolünü güçlendirebilir.

Ancak tablo bankalar için tek yönlü değil. Araştırmada en yaygın araç, bankaların dışında da işleyebilen stablecoinler. DBS'in global işlem hizmetleri başkanı Lim Soon Chong da Reuters'a yaptığı değerlendirmede stablecoinlerin önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Lim'e göre stablecoinler yalnızca bankalar arasında değil, farklı ödeme aracıları arasında da daha kolay dolaşabiliyor ve izin süreçleri açısından daha az külfetli. Yani bankaların yeni sistemdeki yeri, kendiliğinden güvence altında değil; rekabetle belirlenecek.

SINIR ÖTESİ ÖDEMELERDE YENİ DÖNEM

Şirketlerin ilgisinin arkasında uluslararası ödemelerin hızı, maliyeti ve nakit yönetimi bulunuyor. Geleneksel sınır ötesi transferler; aracı bankalara, kullanılan para birimlerine ve ödeme sistemlerinin çalışma saatlerine bağlı olabiliyor. Tokenleştirilmiş sistemler ise uygun teknik ve hukuki koşullar sağlandığında daha kesintisiz ödeme ve mutabakat imkanı sunmayı hedefliyor.

Araştırmaya katılan yöneticilerin beklentileri şöyle:

  • Yüzde 72'si işlemlerin izlenebilirliği ve denetlenebilirliğinde,
  • Yüzde 71'i gerçek zamanlı uluslararası ödemelerde,
  • Yüzde 66'sı iç kontrol ve yönetişimde,
  • Yüzde 65'i önümüzdeki iki yıl içinde likidite yönetiminde iyileşme bekliyor.

Bu oranlar, şirketlerde ölçülmüş ve kesinleşmiş kazanımlar olarak değil, beklenti olarak değerlendirilmeli.

Araştırmaya göre yeni teknolojilerin yaygınlaşmasının önündeki başlıca engeller ise şunlar:

  • Düzenleyici ve uyum belirsizlikleri,
  • Veri güvenliği ve operasyonel riskler,
  • Sınırlı şirket içi uzmanlık,
  • Mevcut sistemlerle entegrasyonun karmaşıklığı.

DOLARIN YANINA ALTERNATİF ARAYIŞI

Araştırmada yöneticilerin yüzde 78'i, para birimi pozisyonlarını çeşitlendirdiğini belirtti. Başka para birimlerini hiç değerlendirmeyenlerin oranı yalnızca yüzde 2'de kaldı.

Avustralya ve İngiltere'deki katılımcıların yarısından fazlası, önümüzdeki bir veya iki yıl içinde ticari ödemelerde Çin yuanını kullanmayı değerlendirdiğini ifade etti. DBS'e göre yuanın son dönemdeki değer kazancı, yuanla ödemeyi Çinli ihracatçılar için daha cazip hale getiriyor. Lim, Çin yönetiminin yuanın uluslararasılaşmasını açıkça desteklediğini ve bu eğilimin artmasını beklediklerini söyledi.

Bu bulgular, doların küresel ticaretteki ağırlığının sona erdiğini göstermiyor. Ancak şirketlerin ödeme ve likidite yönetiminde tek bir para birimine ya da tek bir ödeme ağına bağımlılığı azaltma arayışını yansıtıyor.

TÜRKİYE'DE 23 PROJE TEST AŞAMASINA İLERLEDİ

Dünyada şirketlerin dijital paraya ilgisi artarken Türkiye de kendi dijital para altyapısını geliştirmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) 3 Ağustos 2026'da açıkladığı sonuçlara göre, Dijital Türk Lirası Projesi ekosistemine katılım çağrısının ilk aşamasında 16 banka ile 25 ödeme ve elektronik para kuruluşundan 85 proje başvurusu alındı.

TCMB'nin değerlendirmeleri sonucunda 51 proje ikinci aşamaya geçti. Bunlardan 12 banka ile altı ödeme ve elektronik para kuruluşuna ait 23 proje, üçüncü aşamaya geçmeye hak kazandı. Üçüncü aşamada geliştirme faaliyetleri ve deney alanı testleri yürütülecek. İkinci aşamada beklemeye alınan altı projenin de ilerleyen dönemde üçüncü aşamaya alınabileceği belirtildi.

Üçüncü aşamaya ilerleyen projelerin alanlara göre dağılımı şöyle:

  • Jetonlaştırma (TCMB'nin tokenleştirme için kullandığı terim): 15,
  • Programlanabilir ödemeler: 17,
  • Mevcut sistemlerle birlikte çalışabilirlik: 15,
  • Kullanıcı egemen kimlik: 7,
  • Makineler arası ödemeler: 1.

Bir proje birden fazla başlık altında yer alabiliyor.

Burada önemli bir ayrım bulunuyor. Dijital Türk Lirası, ihraç edilmesi halinde TCMB tarafından çıkarılan merkez bankası parasının dijital biçimi olacak. Bu nedenle DBS araştırmasında ele alınan stablecoinler ve tokenleştirilmiş banka mevduatlarıyla aynı hukuki ve finansal yapıya sahip değil. TCMB'nin test çalışmaları da bu araçların tamamının Türkiye'de serbestçe kullanılabildiği anlamına gelmiyor.

REKABETİN KURALLARI DEĞİŞEBİLİR

Dijital para teknolojileri yaygınlaşırsa bankalar arasındaki rekabet yalnızca faiz oranları, kredi koşulları ve işlem ücretleriyle sınırlı kalmayabilir. Farklı finansal sistemlerle bağlantı kurabilmek, uluslararası ödemeleri daha verimli gerçekleştirmek ve şirketlerin nakit akışını daha iyi yönetmesine yardımcı olmak da önem kazanabilir.

Özellikle ithalat ve ihracat yapan şirketler için sınır ötesi ödemelerin hızı ve güvenliği, finansman maliyeti kadar belirleyici olabilir. Bunun ne ölçüde gerçekleşeceği ise düzenleyici kurumların kararlarına, teknik altyapıya ve yeni uygulamaların güvenilirliğine bağlı.

DBS araştırmasının ortaya koyduğu temel değişim şu: Büyük şirketler artık yalnızca parayı daha hızlı göndermenin değil, farklı finansal sistemler arasında daha esnek ve kesintisiz hareket ettirmenin yollarını arıyor. Bu arayış, bankacılıkta geleceğin rekabetini de yeniden şekillendirebilir.