KONDA’nın “COP 31 ve Enerji” araştırması, toplumun yüzde 77’sinin enerji politikasında yenilenebilir yatırımlara öncelik verilmesini desteklediğini; yüzde 78’inin yeni kömür madeni açılmasına karşı çıktığını ortaya koydu. COP31 için Türkiye’nin ilk gündem maddesi yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması. Temiz hava ve halk sağlığı ise iklim politikalarına desteğin en güçlü gerekçesi.
KONDA Araştırma ve Danışmanlık A.Ş. tarafından gerçekleştirilen “COP 31 ve Enerji” araştırması, Türkiye’de yenilenebilir enerjiye yönelik tercihleri, iklim krizine ilişkin risk algısını ve Kasım ayında Türkiye’de yapılacak COP31’e dair kamuoyu bilgisini birlikte ortaya koydu. Bulgular, enerji dönüşümüne verilen desteğin güçlü olduğunu; buna karşılık zirvenin bilinirliği ve Türkiye’nin iklim çabalarına yönelik değerlendirmelerde önemli bir iletişim ve güven boşluğu bulunduğunu gösteriyor.
İklim değişikliğine ilişkin farkındalık ve endişe artıyor
İklim değişikliği insanların yüzde 79’una göre insan faaliyetlerinden kaynaklandığını, yüzde 17’si doğal bir süreç olduğunu söylüyor. İklim değişikliği konusunda endişeli ya da çok endişeli olanların oranı yüzde 71’e ulaşmış durumda. Bu oran Kasım 2025’e göre 7 puanlık artış anlamına geliyor. Buna karşılık “çok endişeliyim” diyenlerin oranı aynı dönemde yüzde 21’den yüzde 16’ya gerilemiş.
İklim değişikliğinin en çok ilişkilendirildiği konular hava kirliliği (yüzde 72), afetlerin artması (yüzde 69) ve olağandışı mevsim olaylarının çoğalması (yüzde 56).
Önümüzdeki iki yılda yaşanması en olası görülen olaylar arasında orman yangını, sel ve kuraklık gibi afetlerden zarar görme yüzde 44 ile ilk sırada. Katılımcıların yüzde 37’si susuzluk, yüzde 34’ü sağlık sorunları ve yüzde 30’u olağandışı yağış, kar ya da dolu gibi hava olaylarından zarar görme ihtimalinden çekiniyor.
Çözüm konusunda bilim insanlarına güveniyoruz
İklim mücadelesinde en çok güvenilen kesim yüzde 54 ile bilim insanları. Bilim insanlarına güven 2022'ye kıyasla yaklaşık 2 puan artmış durumda. Araştırma kurumları da yüzde 11 ile en çok güvenilen ikinci kesim.
İklim değişikliğinin çözümünde sorumluluk alması gerekenler konusunda 2021'den bu yana belirgin bir değişim var. Sorumluluk hükümetler ve bakanlıklar ile özel sektörden uluslararası aktörlere kaymış görünüyor.
Sorumluluk alması gereken aktörler sorulduğunda katılımcıların yüzde 43’ü gelişmiş ülkeleri işaret ediyor. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşları gösterenlerin oranı yüzde 36. Hükümet ve bakanlıkları sorumlu görenler yüzde 50’den yüzde 38’e, büyük şirketleri işaret edenler yüzde 41’den yüzde 28’e gerilemiş durumda.
Türkiye yeterli çabayı göstermiyor
Eylül'26 araştırmasında katılımcıların yalnızca yüzde 13'ü Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadelede yeterli çabayı gösterdiğini düşünüyor. yüzde 43'lük kesim gösterilen çabayı yetersiz bulurken yüzde 44 Türkiye'nin hiç çaba göstermediği görüşünde.
'Hiç çaba göstermiyor' diyenler 2023'te yüzde 56 iken 2026’da yüzde 44'e indi. 'Bir çaba gösteriyor ama yetersiz' diyenler ise yüzde 33'ten yüzde 43'e çıktı. Araştırma sonuçlarına göre genel algı "çaba var ama yetersiz” yönünde.
Tercihimiz güneş ve rüzgâr
Katılımcıların yüzde 77’si Türkiye’nin enerji politikasında güneş ve rüzgâr yatırımlarını hızlandırmaya öncelik verilmesi gerektiğini düşünüyor. Daha fazla kömür madeni açılmaması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 78. Ayrıca katılımcıların yarısı yeni kömür santrallerinin Türkiye’nin COP31 liderliğiyle çeliştiğini düşünüyor
Elektrik üretimi tercihlerinde güneş yüzde 80, rüzgâr yüzde 63 ile öne çıkarken kömürden üretilen elektriği tercih edenler yüzde 3’te kalıyor.
Güneş ve rüzgârdan enerji santralleri katılımcıların yaşadığı yere yakın bir yere yapılmasına en sıcak baktığı iki santral. En çok karşı çıkılan iki enerji santrali ise yüzde 68 ile nükleer santral ve yüzde 56 ile kömür enerji santrali.
Temiz hava ve sağlık için destekliyoruz
Katılımcıların yüzde 59’u iklim değişikliyle mücadele için geliştirilen politikaların Türkiye’nin enerji bağımsızlığını güçlendireceğini düşünüyor.
Türkiye’nin iklim politikasını hangi sonuçları bilseler destekleyecekleri sorulduğunda, katılımcıların yüzde 57’si temiz hava ve halk sağlığına katkıyı, yüzde 36’sı enerji faturalarının düşmesini, yüzde 30’u enerjide dışa bağımlılığın azalmasını belirtiyor. Yeni istihdam yaratılması yüzde 23, Türkiye’nin dış politikadaki etkisinin güçlenmesi yüzde 11 oranında etkili.
COP31 bilinirliği düşük
Eylül 2026’daki araştırma döneminde katılımcıların yüzde 90'ı COP31'in Kasım 2026'da Türkiye'de düzenleneceğini duymadığını söylüyor. COP31'in Türkiye'de yapılacağını duyanların oranı yüzde 10. Bunların da yaklaşık yarısı (yüzde 5) COP31'in ne olduğu hakkında bilgi sahibi.
Türkiye’nin COP31’de öncelik vermesi istenen başlıklar içinde yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması yüzde 45 ile ilk sırada. Sel, kuraklık ve orman yangınları gibi afetlere uyum kapasitesinin artırılmasını seçenler yüzde 35. Fosil yakıtlardan çıkış için takvim belirlenmesini isteyenlerin oranı yüzde 12, iklim finansmanına erişim ve destek konusunu öncelik görenlerin oranı yüzde 8. Böylece enerji dönüşümü, afetlere hazırlıkla birlikte zirve gündeminin iki belirgin kamuoyu beklentisini oluşturuyor.
Türkiye’den beklenen mesaj: adil geçiş ve temiz enerji yatırımı
Katılımcılara Türkiye’nin COP31’de dünyaya hangi mesajı vermesi gerektiği sorulduğunda, yüzde 32 güneş ve rüzgâr gibi temiz enerji yatırımlarının artırılmasını, yüzde 31 temiz enerjiye geçişin adil olmasını ve çalışanların, vatandaşların ve yoksul ülkelerin korunmasını seçiyor. Kömür, petrol ve gaz kullanımının azaltılması gerektiğini belirtenler yüzde 27. İklimden daha çok etkilenen ülkelere maddi destek sağlanması ile sivil toplum taleplerinin müzakere sürecine dahil edilmesi seçeneklerinin her biri yüzde 5 düzeyinde. İlk üç mesaj toplamda yanıtların yüzde 90’ını oluşturuyor; rapor bu dağılımı, temiz enerji dönüşümüne ilişkin mesajların toplumda belirgin biçimde öne çıkması olarak değerlendiriyor.






