EKONOMİ NOTLARI | Sefer LEVENT

Bir tarafta yapay zekânın tetiklediği devasa enerji ihtiyacı, diğer tarafta karbon salımını azaltmak zorunda olan sanayi kuruluşları. Dünya ekonomisi belki de tarihinin en büyük yatırım ve teknoloji dönüşümlerinden birine hazırlanıyor. Peki bütün bu yatırımların finansmanı nasıl sağlanacak? Daha da önemlisi, bankalar yalnızca kredi vererek bu dönüşümün altından kalkabilecek mi?

Garanti BBVA'nın COP31 öncesinde düzenlediği basın toplantısında bu soruların yanıtlarını aradık. Toplantıya Genel Müdür Mahmut Akten'in yanı sıra Ticari Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran, Kurumsal ve Yatırım Bankacılığından Sorumlu Sinem Edige ve Sürdürülebilirlik Direktörü İrem Barzilay da katıldı.

Toplantıda anlatılanlar, aslında bankacılığın da önemli bir dönüşümün eşiğinde olduğunu gösteriyor.

Önce rakamlara bakalım…

Garanti BBVA, 2018-2025 dönemi için belirlediği 400 milyar liralık sürdürülebilir finansman hedefini planlanandan önce tamamlamıştı. Ardından 2029 sonuna kadar olan hedefini 3,5 trilyon liraya yükseltti. Bankanın bu yılın ilk dokuz ayında sağladığı finansman 855 milyar lira. 2018'den bu yana toplam rakam ise 1,9 trilyon liraya ulaştı.

Dahası var. BBVA Grubu'nun 2025-2029 dönemi için belirlediği sürdürülebilir finansman hedefi tam 700 milyar euro. Garanti BBVA bu devasa tutarın yüzde 15-20'sini gerçekleştirmeyi amaçlıyor.

Rakamlar gerçekten büyük. Ama bence asıl mesele paranın büyüklüğünden çok, nereye ve nasıl yönlendirileceği.

YAPAY ZEKÂNIN ELEKTRİK FATURASI

Mahmut Akten'in toplantıda anlattığı bir ABD gözlemi özellikle dikkatimi çekti.

ABD'de ziyaret ettiği bir veri merkezi yatırımından söz etti. Bu yatırımlarda yalnızca bilgisayarlar ve çipler için değil, binalar, soğutma sistemleri, su altyapısı ve elektrik bağlantıları için de muazzam kaynak gerekiyor.

Hatta Akten'in aktardığına göre tek bir büyük proje, bulunduğu bölgedeki elektrik altyapısı ve iş gücü üzerinde yıllarca sürebilecek bir yük yaratabiliyor.

Geçtiğimiz günlerde bu sütunda yapay zekâ yatırımlarının veri merkezleri üzerinden nasıl yeni bir enerji ekonomisi yarattığını ele almıştık.

Şimdi aynı meselenin finansman boyutuyla karşı karşıyayız.

Çünkü yapay zekâya yapılan yatırımlar ne kadar büyürse elektrik ihtiyacı da o kadar artıyor. Üstelik mesele yalnızca daha fazla elektrik üretmek değil. Ürettiğiniz elektriği depolayabilmeniz, ihtiyaç duyulan yere taşıyabilmeniz ve şebekeyi ayakta tutabilmeniz gerekiyor.

Akten'in özellikle üzerinde durduğu konu da buydu.

Güneş ve rüzgâr santralleri kurmak tek başına yeterli değil. Depolama sistemlerine, akıllı şebekelere ve dağıtım altyapısına da yatırım yapmak zorundayız.

124 MİLYON DOLARLIK ÖRNEK

İşte burada bankacılığın geleneksel sınırları zorlanmaya başlıyor.

Örneğin Aksa Enerji'nin Mersin'deki depolamalı rüzgâr enerjisi yatırımı için BBVA Grubu tarafından 124 milyon dolarlık, 12 yıl vadeli finansman yapılandırılmış.

Bu işlemin ilginç tarafı yalnızca tutarı ya da vadesi değil.

Finansmanda Çinli ihracat kredi kuruluşu Sinosure'un garantisi kullanılmış. Böylece projenin kredi riski paylaşılmış ve uzun vadeli finansman mümkün hale gelmiş.

Bir başka örnek Sabancı Renewables'ın ABD'nin Teksas eyaletindeki güneş enerjisi yatırımları. BBVA, bu projelerin finansmanında uluslararası bankalarla birlikte görev üstlenmiş.

Yani Türk şirketinin ABD'deki yatırımına, Türkiye'de çalıştığı bankanın küresel ağı üzerinden finansman sağlanabiliyor.

Bunlar bize önemli bir gerçeği gösteriyor.

Artık büyük yatırımların finansmanında yalnızca bankanın bilançosunun büyüklüğü değil, uluslararası bağlantıları, garanti mekanizmaları ve risk paylaşım kabiliyeti de belirleyici.

ÇİMENTOCUYA KREDİYİ KESMEK ÇÖZÜM MÜ?

Toplantının bence en önemli tartışmalarından biri de buydu.

Çimento, demir çelik ve benzeri sektörler yüksek karbon salımı nedeniyle sürdürülebilirlik tartışmalarının merkezinde.

Peki bankalar bu sektörleri tamamen finansman dışında mı bırakmalı?

Mahmut Akten buna karşı çıkıyor.

Çünkü çimento üretimini ortadan kaldıramayız. Demir çelikten vazgeçemeyiz. Ama bu sektörlerin daha temiz teknolojilerle üretim yapmasını sağlayabiliriz.

Bunun yolu da dönüşüm yatırımlarını finanse etmekten geçiyor.

Nitekim Garanti BBVA'nın Medcem ile gerçekleştirdiği işlem bunun farklı bir örneği. Şirketin 2027 yılında teslim edilecek karbon sertifikalarının bir bölümünün fiyatı bugünden sabitlenmiş. Böylece gelecekte karşılaşabileceği karbon maliyetinin bir kısmı öngörülebilir hale getirilmiş.

Dikkat edin, burada banka yeni bir fabrika yatırımı için kredi vermiyor. Şirketin gelecekte karşılaşabileceği bir finansal riski yönetmesine yardımcı oluyor.

BANKALARIN YENİ REKABET ALANI

Gelelim benim toplantıdan çıkardığım en önemli sonuca.

Mahmut Akten'e göre bankalar arasındaki rekabet artık yalnızca kredi faizleri üzerinden yürümeyecek. Şirketlere hangi teknolojiyi kullanmaları gerektiği, hangi finansman modelinin uygun olduğu ve uluslararası kaynaklara nasıl ulaşabilecekleri konusunda verilen danışmanlık da belirleyici olacak.

Örneğin tekstil sektöründe başlatılan Ivy Decarb iş birliği, üreticilerin daha verimli makinelere ve bunların finansmanına ulaşmasını amaçlıyor.

Çünkü bugün birçok sanayici karbon salımını azaltması gerektiğini biliyor. Ancak hangi makineye yatırım yapacağını, hangi teknolojinin birkaç yıl sonra geçerliliğini koruyacağını veya yatırımını nasıl finanse edeceğini bilmiyor.

İşte bankacılığın yeni rekabet alanı burada başlıyor. Antalya'da yapılacak COP31'in başarısını da bence bu açıdan değerlendirmeliyiz.

Zirveden kaç yeni hedef çıktığından çok, kaç projenin hayata geçirildiğine, ne kadar finansman yaratıldığına ve hangi risklerin paylaşılabildiğine bakmalıyız.

Çünkü Türkiye'nin yeşil dönüşümünde yalnızca paraya değil, doğru teknolojiye, uzun vadeli finansmana ve güvenilir iş ortaklarına ihtiyaç var.

Belki de önümüzdeki dönemde en başarılı banka, en çok kredi veren değil, müşterisine en doğru yatırımı yaptırabilen banka olacak.